Sanat tarihçisi Rana Demiriz: Osmanlının ‘renkli tarihi’ minyatürde
Minyatürlerin okumasını bilene hikâyeler anlattığını söyleyen sanat tarihçisi Rana Demiriz “Osmanlı minyatürlerinde renkli bir tarih var. En önemlisi tarihi ana figürlerinin anlatımıyla görmüş oluyoruz” diyor.
- Osmanlı minyatürü, gölge ve perspektiften uzak, metinleri destekleyici ve Saray Nakkaşhanesi'nde gelişen kendine özgü kuralları olan bir sanattır.
- Sanat, Fatih döneminden Kanuni devrine kadar gelişerek Baba Nakkaş, Nakkaş Osman gibi ustalarla bir "Osmanlı ekolü" oluşturmuştur.
- Önemli farklılığı, padişahın her zaman daha büyük, özel renklerle ve standart yüz hatlarıyla ("Şemailname" rehberliğinde) tasvir edilmesidir.
- Başlıca konuları zaferler, fetihler, törenler ve padişah portreleri olup, tarihi olayları görsel olarak kaydetme amacı taşır.
- Saray dışında "çarşı ressamları" tarafından albümler yapılmış, kahvehanelerde kullanılmış ve esprili/sıra dışı konuları da işlemiştir.
- Padişahların koleksiyonerliği ve saray kütüphaneleri sayesinde zengin minyatür eserleri günümüze kadar iyi korunmuştur.
MURAT ÖZTEKİN - Hat ve tezhip gibi soyut sanatların zirve yaptığı Osmanlıda, kitap sayfalarının arasında oldukça renkli bir sanat filizlenmişti. Minyatür, bir nevi resmin Osmanlıdaki adıydı… Gölge ve perspektiflere yer verilmeyen ama kendine has kurallarla yapılan bu sanatın kalbi ise Saray Nakkaşhanesinde atıyordu.
Osmanlı minyatürleri duvarlara asılmak için değil, metinlerin mana dünyasını genişletmek gibi belli başlı maksatlarla yapılıyordu. Bu sebeple okumasını bilene, çok şey anlatıyorlardı. Ancak minyatür, Osmanlı cemiyetinin geniş kesimlerinde kabul görmedi; tabii, aykırı örnekler de çıktı. Zamanla minyatürler tuval ve duvar resimlerine mağlup oldu…
Sanat tarihçisi Rana Demiriz de Timaş etiketli “Sanatla Yazılan Tarih” adlı eserinde Osmanlı tarihinin hafızası olan minyatürleri farklı üslubuyla ve aykırı örneklerle anlattı. Biz de kendisiyle konuştuk…
BİZDE TASVİRLER SOYUTTU
Osmanlı gibi soyut sanatların güçlü olduğu bir medeniyette minyatür ne manaya geliyordu?
Biliyorsunuz bizde zaten suret tasviri yoktu. Çini ve hat gibi sanatlardaki tasvirler soyuttu. Dolayısıyla Osmanlıda minyatür, tıp ve tarih kitapları gibi eserlerde metni destekleyici bir unsur olarak ortaya çıkmış. Fatih Sultan Mehmed zamanında minyatür Osmanlıda basit bir düzeydeyken 16. yüzyıldan itibaren oturmuş bir Osmanlı minyatür sanatı gözlemliyoruz. Yavuz Sultan Selim’in getirdiği ustalarla yelpaze genişliyor, Kanuni Sultan Süleyman devrinde ise tam anlamıyla kimlik kazanıyor.
Minyatürde “Osmanlı ekolü” gibi bir üsluptan söz etmemiz mümkün mü?
Osmanlı ekolü belli başlı ustalar üzerinden yorumlanabilir. Sarayda Baba Nakkaş, Nakkaş Osman ve Levni gibi ustaların ekolleri olmuş.
PADİŞAHLAR DAHA BÜYÜK YAPILIRDI
Peki Osmanlı minyatürünü farklı kılan şeyler nelerdi?
Osmanlı minyatürlerini farklı kılan şeylerin başında padişahın sahnelenmesi geliyor. Mesela hükümdar her zaman diğerlerinden daha büyük yapılır; esere baktığınız zaman ilk olarak onu görürsünüz. Sonra kırmızı gibi diğerlerinden farklı renkler kullanılır. Aynı zamanda padişahların standart yüz hatları vardır. Mesela Sultan II. Selim, sarı sakallı ve mavi gözlü çizilir. Padişahın nasıl çizileceğinin anlatıldığı “Şemailname” isimli kitap da ustalara rehber olmuştur.
Minyatür okunması gereken bir sanat gibi... Bu eserler, bahsettiğiniz kaideler yardımı ile mi okunur?
Metinlerini görmesek bile bazı kurallar üzerinden minyatürleri okuyabiliriz. Çünkü ressamlar yüzyıllarca belirli kuralları takip etmişlerdir. Bunları öğrenince bir minyatüre dair çıkarımlarda bulunabiliriz. Eğer bu bilgiler yoksa, minyatürler anlamsız gibi gelebilir. Minyatürlerde en önemli figür her zaman ortada veya en üsttedir. Kompozisyonun ana kişisi tespit edildikten sonra etrafındaki unsurlara bakarak eserin konusuna dair yorumlar yapılabilir.
Peki Osmanlı minyatürlerinde hangi konular işlenmiş?
Minyatürün sarayda tutulmasının başlıca sebebi, resimli tarih kitaplarının hazırlanması olmuş. Özellikle Kanuni devrinde sarayda cilt cilt tarih kitapları yazılmış. Dolayısıyla en çok işlenen konular zaferler, fetihler ve seferler olmuş. Ancak kimi zaman karşımıza şehzadelerin sünnet törenleri, esnaf alayları, Ayasofya gibi yapıların tasvirleri de çıkıyor. İlerleyen asırlarda ise padişah portreleri önem kazanıyor. Padişahların tasvirlerinin sonraki dönemlere aktarılması isteniyor. Minyatürlerde renkli bir tarih var. En önemlisi tarihi ana figürlerinin kendi anlatımıyla görmüş oluyoruz.
PADİŞAHLAR BİRER KOLEKSİYONERDİ
Saray dışında minyatürün kullanım durumu nasıldı?
Saray dışında “çarşı ressamları” diye bir grup vardı. Bu kişiler özellikle 16. yüzyıldan sonra minyatür albümleri yapmışlar. Kahvehane gibi mekânlardaki sözlü hikâye anlatımlarında bu resimler gösterilmiş. Bu dönemde esprili resimler yapılmış. Minyatürlü rüya tabiri kitapları gibi sıra dışı eserler de yazılmış. ABD’nin keşfinden sonra bilinmeyen topraklardaki varlıkları hayal edip minyatürler yapmışlar.
Peki, Osmanlı minyatürlerinin bugüne kadar iyi korunduğunu söylemek mümkün mü?
Beylikler dönemine ait çok iyi korunarak gelmiş yazma eserler bile var. Çünkü padişahlar gerçek bir koleksiyonerdi. Bu durum, eserlerin sarayda muhafaza edilmesini ve günümüze ulaşmalarını kolaylaştırdı. Yağmada bile girilemeyen Yıldız Sarayı Kütüphanesinin yanı sıra Topkapı Sarayı ve Süleymaniye Kütüphanesi sayesinde de zengin bir içeriği sahibiz. Evet yurt dışına çıkarılmış eserler var ama daha çalışılmamış birçok yazma olduğunu düşünüyorum.
