2020'deki Meriç şokunu unutamadı: Yunanistan Başbakanı Miçotakis Politico'ya Türkiye korkusunu yazdı!
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Politico gazetesinde yayımlanan makalesinde göçün jeopolitik bir baskı aracı olarak kullanıldığını öne sürerek Avrupa Birliği’ne acil durum mekanizması çağrısında bulundu. 2020 yılındaki Evros sınır krizini örnek gösteren Miçotakis, yasa dışı göç akınları karşısında üye ülkelerin sığınma başvurularını geçici olarak askıya alma hakkına sahip olması gerektiğini savundu.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Politico gazetesinde yayımlanan kaleme aldığı görüş yazısında Avrupa’nın güvenlik ortamının kökten değiştiğini belirterek küresel ve bölgesel göç dinamiklerine dair değerlendirmelerde bulundu.
Avrupa’nın geleneksel askeri tehditler ve siber saldırıların yanı sıra sinsi bir hibrit baskı biçimiyle karşı karşıya kaldığını dile getiren Miçotakis, göçün kasıtlı olarak araçsallaştırıldığını savundu.
Makalesinde göçün artık sadece insani bir mesele veya yönetimsel bir zorluk olmadığını, aksine jeopolitik bir baskı aracı haline geldiğini kaydeden Miçotakis, şu ifadeleri kullandı:
"Avrupa’nın standart prosedürleri, sığınma hakkının karma baskı oluşturmak için araçsallaştırıldığı senaryolara yeterli çözüm sunmamaktadır. Bazı durumlarda göç, jeopolitik bir baskı aracı haline gelmiştir. AB, Göç ve İltica Paktı ile önemli ilerlemeler kaydetmiştir ancak bu araçlar özünde yönetilebilir durumlar için tasarlanmıştır. Göçün bir silah olarak kullanıldığı senaryolara yeterince çözüm getirmemektedir.
YUNANİSTAN'IN 2020'DEKİ TÜRKİYE KORKUSU
Yunanistan, 2020 yılında Türkiye ile olan Meriç (Evros) kara sınırında benzer bir durumla karşı karşıya kalmış, Litvanya, Polonya ve Letonya da 2021 yılında Belarus sınırında aynı durumu yaşamıştır. Bu vakalarda tanık olduğumuz şey ani, kitlesel ve genellikle koordineli insan hareketleridir. Aşırı ve orantısız baskının yaşandığı, açıkça tanımlanmış istisnai durumlarda üye ülkelere, yeni gelen kişilerin sığınma başvurularını geçici olarak askıya alma ve kalma hakkı olmayanların hızlı bir şekilde geri gönderilmesini sağlama seçeneği tanınmalıdır."
ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?
Atina yönetiminin sınır hattındaki katı tutumu ve "göçün araçsallaştırılması" iddiaları, 2020 yılının Şubat ve Mart aylarında Meriç (Evros) sınırında yaşanan tarihi kırılmayı yeniden gündeme taşıdı. Suriye’nin İdlib kentinde 33 Türk askerinin şehit edilmesinin ardından, Türkiye’nin Birlik üzerindeki küresel yük paylaşımı çağrılarının Batı tarafından karşılıksız bırakılması üzerine kapılar açılmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Batılı ülkelerin mülteci krizindeki pasif tutumunu eleştirerek Türkiye'nin artık tek başına bu ağır yükü taşımayacağını duyurmuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kapıların açılmasının ardından yaptığı tarihi konuşmada Batı'nın vurdumduymazlığını şu sözlerle hedefe koymuştu:
"Şubat ayının başlarında bir süreç başladı. 4 milyona yakın mülteci bizim ülkemizde, 9 yıldır bunlar bizimle. Şimdi de 1,5 milyon mülteciyi sınırlarımıza sürmek suretiyle bize bir yük daha getirmek istediler. Aylar önce ben bir açıklama yaptım, 'Eğer bir yük paylaşımına Batı girmezse kapıları açarız' dedim ama bunlar bu işi hafife aldılar. Dediler ki 'herhalde blöf yapıyor'. Şimdi kapıları açınca telefon telefon üstüne gelmeye başladı, 'Kapıları kapatın'. Bitti o iş, artık kapılar açılmıştır. Şu anda sizler bu yükten nasibinizi alacaksınız dedik. Dün itibarıyla rakam ciddi manada yükseldi ve yükselmeye de devam ediyor."
PAZARKULE VE EGE’DE YUNANİSTAN’IN İNSANLIK DIŞI MÜDAHALELERİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kapıların açıldığını ilan etmesiyle birlikte tensikatsız şekilde Edirne’ye akın eden on binlerce sığınmacı Pazarkule Sınır Kapısı ile Kastanyes arasındaki tampon bölgeye yığılmıştı. Yunan güvenlik güçlerinin tel örgüler arkasından göz yaşartıcı gaz, ses bombaları ve plastik mermilerle sivil insanlara müdahale etmesi, uluslararası kamuoyunda sert tepkilere yol açmıştı.
Meriç Nehri üzerinden botlarla geçmeye çalışan mültecileri uyarı ateşleriyle durduran ve karaya çıkan göçmenlerin elbiselerini, paralarını alarak onları zorla Türkiye tarafına geri itenYunan kolluk kuvvetleri, insani krizin boyutlarını derinleştirmişti. Türkiye ise sınır hattında Kızılay ve AFAD imkânlarıyla insani yardım seferberliği yürütürken, Yunanistan’ın Ege Denizi ve Meriç’te uyguladığı insan hakları ihlallerini belgeleyerek uluslararası mercilere taşımıştı. Atina’nın göçmen krizini hukuki bir yükümlülük yerine askeri bir tehdit gibi kodlama çabası, iki ülke arasındaki ilişkilerde dönemin en sert diplomasi krizlerinden birine dönüşmüştü.
ATİNA'NIN SİNSİ OYUNU
Yıllardır Yunanistan'a geçmek isteyen sığınmacıların sayısının artması iki ülke arasında gerilime neden olan konular arasında bulunuyordu. Yunan makamları, Türkiye üzerinden gelen yasa dışı göçü engellemek amacıyla 2012 yılında Meriç hattında, 10 kilometre uzunluğunda 3 metre yüksekliğinde dikenli tel duvarı örmüştü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise sınırın başka bir tarafından Yunanistan'a geçmek isteyen sığınmacılar için kapının tek taraflı olarak açıldığını duyurmuş, bunun üzerine buradan Avrupa'ya gitmek isteyen ve Yunanistan tarafına geçen çok sayıda kişi Yunan polisinin ağır müdahalesi ile karşı karşıya kalarak Türkiye'ye dönmüştü.
Yaşanan bu gelişmenin ardından Atina hükümeti Türkiye ile olan kara sınırının daha da güçlendirileceğini açıkladı. Yunanistan bu kapsamda ilk olarak, "Ferre Kupürü" adı verilen bölgede 26 kilometre uzunluğunda bir çit inşa etmeyi planlayarak, Türkiye'ye bildirdi ve çalışmaların yalnızca Yunanistan topraklarında yapılacağını taahhüt etti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise 2020 yılında 11 Mayıs'ta konuyla ilgili bir açıklama yaparak, Yunanistan'ın söz konusu planlarını protesto etti ve kara hududunun güvenliğinin ihlal edilmemesi için Türk ve Yunan uzmanların bir araya gelerek ortak çalışmada bulunması teklifini getirdi.
Atina, Tel Aviv'e sarıldı! Yunanistan ile İsrail arasında 3.5 milyar avroluk HSS anlaşması
Yunanistan göçmenleri ölüme itti, Türk Sahil Güvenlik kurtardı

