Oyun bozan diplomasi! Bölgesel savaşı önledik, sıra barış masasında
İran’a saldıran İsrail, savaşın Körfez’le birlikte Azerbaycan ile Nahçıvan’a sıçramasını istiyordu. Türkiye’nin çok boyutlu siyaset yürütmesi Tel Aviv’in kirli oyununu bozdu.
- Türkiye'nin arabulucu rolü ve orta yol çözümü son anda Tahran tarafından reddedilmiş ve görüşmeler Umman'a taşınmıştı.
- İranlı araştırmacı Teoman Şahin, Türkiye'nin Türk devlet aklı ve dış politika performansı sayesinde bölgenin alev topuna dönüşmediğini belirtmiştir.
- Şahin'e göre Türkiye, İran toplumu üzerindeki etkin görüşme trafiği ve Öcalan kartını kullanarak kaos senaryosunu engellemiştir.
- İsa Doğan, Türkiye'nin İran coğrafyası konusundaki tutumunu “Türk milletinin ve çevresindeki farklı etniklerin refahına yönelik bir girişim” olarak nitelendirmiştir.
- Doğan, Türkiye'nin bu politikasını, sadece Türkiye'yi değil, bütün Türk dünyasını ve akraba toplulukları kapsayan stratejik vizyonunun gereği olarak açıklamıştır.
YILMAZ BİLGEN - ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran savaşında tüm bölgeyi kaosa sürükleme planının boşa çıkarılmasında Ankara’nın yürüttüğü proaktif diplomasi belirleyici oldu. Savaş öncesi Türkiye’nin arabulucu rol üstlenerek ortaya koyduğu orta yol çözümü, son anda Tahran tarafından reddedilmiş ve görüşmeler Umman’a taşınmıştı. İsrail ve ABD füzeleriyle yaşanan kayıplar Türkiye’nin haklılığını bir defa daha ortaya koyarken Ankara’nın Avrupa, ABD, Körfez ve Asya ülkeleri nezdinde yürüttüğü barış diplomasisi gelinen noktada belirleyici rol oynadı.
İranlı araştırmacı Teoman Şahin, bu noktada özellikle Türkiye-Pakistan-Katar misyonuna vurgu yaptı. Şahin “Bütün bölge alev topuna dönüşmediyse bu noktada Türk devlet aklı ve dış politika performansı önemli rol oynadı. İsrail’in temel motivasyonu Körfez dahil savaşın Azerbaycan ve Nahçıvan’a sıçramasıydı. İran’da uzun soluklu bir iç savaş hesabıyla o füzeler fırlatıldı. Rejimin ana aktörleri saf dışı edildi. Ancak Türkiye Beluç, Arap, Kaşgayı, Azerbaycan Türkleri ve hatta Kürtler üzerinde etkin görüşme trafiği yürüttü. Kaos senaryosunu ve olabilecekleri anlattı. Bu noktada Öcalan kartını da etkili bir biçimde kullandı ve İran toplumunun çözülmemesi konusunda tarihî rol oynadı. Yine Azerbaycan-İran arasında çıkabilecek muhtemel çatışmayı da Türk Dışişleri önledi. Mısır, Körfez ülkeleri, Pakistan, Azerbaycan ve diğer Türk devletleriyle birlikte Rusya ve ABD’yi de kapsayan çok boyutlu bir siyaset yürüttü. İç savaş üzerine kurulu İsrail planının gelinen nokta itibarıyla tutmamasında bu çabanın büyük yeri var. ABD zaten savaşın uzamasını istemiyor. Washington ve Tel Aviv arasındaki hedef ve motivasyon farklılıklarını en net gören ülke Türkiye idi. Bunu da süreçte etkin kullandı. Şayet ABD yumuşama sinyallerini yeni bir saldırı ve tahkimat için fırsat olarak kullanmıyorsa bundan sonraki dönem Ankara’nın rolü çok daha kritik olacaktır. Sahadan edindiğim izlenim İran bölünmeyecek ancak federatif bir sistem kaçınılmaz. Devrim sonrası oluşan yapı tam olarak yıkılmasa da yeni dönem biraz daha koalisyon ve katılıma açık hâle gelecek. İsrail’in yıktığı bir devletin enkazından neler çıkacağını Türkiye çok iyi biliyor. Bölgesel istikrar ve savaş ile yıkıma dayalı bölge tanzimine karşı Türkiye ilkesel tutumunu İran konusunda da sürdürdü. Gelinen nokta itibarıyla başardı” diye konuştu.
TÜRK VİZYONU FARKI
İranlı Türk uzmanlardan İsa Doğan Türkiye’nin tutumunu “Türk milletinin ve çevresindeki farklı etniklerin refahına yönelik bir girişim” olarak nitelendirdi.
İsa Doğan “Görünen o ki Türk devleti, İran coğrafyası konusunda kısa vadeli ve sınırlı hesaplar üzerinden değil; uzun vadeli ve kapsayıcı bir siyaset tavrı benimsiyor. Ancak tüm bu söylediklerim günümüz şartları için geçerli; yani bu planın bir B’si de, C’si de var. Ankara, bölgenin felakete savrulmasının önünde yoğun diplomasi yürüttü. Elbette Türkiye’nin yegane amacı İran’ı kurtarmak değildi. Oluşan ağır bir denklemin uzun erimli muhasebesini yaptı, bu düğümü çözmek ve İsrail’in kaos planını bozmak adına ittifaklar geliştirdi. Türkiye her şeyden önce İran’daki tüm Türklerin garantörüdür. Buna ek olarak sergilediği tavır ‘Türk Yüzyılı’ olarak bilinen; sadece Türkiye’yi değil, bütün Türk dünyasını ve hatta akraba toplulukları kapsayan stratejik vizyonun gereğiydi. Eskiden beri İran coğrafyası, Türklüğün coğrafi merkezi olarak; Türkistan ile Anadolu’yu bağlayan ve yeri geldiğinde sosyokültürel bir koordinasyon merkezi gibi boy gösteren bir coğrafya olmuştur” ifadelerini kullandı.
