12 bilim insanından ortak bildiri: Eğitimde yol ayrımındayız! Kayıp 12 yılın suçlusu kim?
12 bilim adamı “4+4+4”te değişimin artık kaçınılmaz olduğunu söyledi.
- Okullardaki krizin yalnızca güvenlik ve polis tedbirleriyle çözülemeyeceği, mevcut yaklaşımın “su sızdıran baraja yara bandı yapıştırmaya” benzetildiği belirtilmiştir.
- Sorunun merkezinde zorunlu eğitim anlayışının yer aldığı, fiziki ve teknolojik yatırımlara rağmen eğitim anlayışının topluma ait olmamasının sisteme kilitlendiği ifade edilmiştir.
- Öğretmenin sınıf içindeki otoritesinin zayıflatıldığı ve eğitimde “müşteri memnuniyeti” anlayışının hâkim hâle geldiği, öğretmenin mevzuat, şikâyet ve soruşturma baskısıyla karşı karşıya kaldığı dile getirilmiştir.
- 12 yıllık kesintili zorunlu eğitimin çocukları tek tip bir kalıba zorladığı, her çocuğun aynı kabiliyete veya ilgi alanına sahip olmadığı, bu durumun pedagojik bir yanlış ve açık bir kayıp olduğu savunulmuştur.
- Çocukların erken yaşta hayattan ve üretimden koptuğu, yıllarca sınavdan sınava koşturulup diploma verildiği ancak iş, meslek ve hayat becerisi kazandırılamadığı, bunun sonucunda geniş bir diplomalı işsizler kitlesi ortaya çıktığı belirtilmiştir.
- Zorunlu eğitimin özellikle lise çağında problem ürettiği, bu dönemin gençlerin hayata hazırlanması gereken en kritik zaman olduğu, ancak bu dönemin tamamen teorik derslerle, sınav baskısıyla ve üniversite odaklı bir anlayışla geçirildiği ifade edilmiştir.
- Çözümün güvenlikçi tedbirlerde değil, zorunlu eğitimin yeniden yapılandırılmasında olduğu, ilkokulun ilk yıllarının sınav ve not baskısından arındırılması gerektiği, ortaokuldan itibaren ise öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirilmesinin savunulduğu belirtilmiştir.
MAHMUT ÖZAY- Okullarda peş peşe yaşanan olayların ardından Maarif Platformu bünyesinde yer alan 12 bilim insanının imzasıyla yayımlanan bildiri, eğitim sistemine yönelik kapsamlı bir eleştiri ve uyarı niteliği taşıyor.
Bildiride, okullardaki krizin yalnızca güvenlik ve polis tedbirleriyle çözülemeyeceği vurgulanırken, mevcut yaklaşım “su sızdıran baraja yara bandı yapıştırmaya” benzetildi. Bildiriyi gazetemize değerlendiren Maarif Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak, sorunun merkezinde zorunlu eğitim anlayışının yer aldığını söyledi.
Milli Eğitim Bakanı Tekin, 7 maddelik planı açıkladı! İşte okullarda alınacak yeni tedbirler
Çakmak, son yıllarda eğitimde ciddi bir fiziki ve teknolojik yatırım yapıldığını ancak bunun sahadaki krizi çözmeye yetmediğini belirterek “Okulların binaları yenilendi, sınıflar teknolojiyle donatıldı. Fakat bu donanımın içine yerleştirilen eğitim anlayışı bu topluma ait değil. Donanım yerli ama yazılım yabancı olunca sistem kilitleniyor. Bugün yaşanan şiddet ve disiplin sorunları, bu uyumsuzluğun doğal sonucudur” dedi.
Öğretmenin sınıf içindeki otoritesinin zayıflatılmasının krizi derinleştirdiğini savunan Çakmak, eğitimde “müşteri memnuniyeti” anlayışının hâkim hâle geldiğini söyledi. Öğretmenin sürekli mevzuat, şikâyet ve soruşturma baskısıyla karşı karşıya kaldığını ifade eden Çakmak, bu ortamda öğretmenden rehberlik ve şahsiyet inşası beklemenin gerçekçi olmadığını dile getirdi.
OECD'de yaş sınırı 16'ya çıktı! Sosyal medya için büyük teyakkuz
Zorunlu eğitim sistemine ilişkin eleştirilerini ayrıntılandıran Çakmak, 12 yıllık kesintili zorunlu eğitimin çocukları tek tip bir kalıba zorladığını savundu. “Mevcut sistem her çocuğu aynı akademik hatta sokuyor. Oysa her çocuk aynı kabiliyete, aynı ilgi alanına sahip değil. Tarıma, sanata, zanaata, ticarete yatkın bir genci 12 yıl boyunca dört duvar arasında tutmak, onu sadece akademik başarıya endekslemek pedagojik bir yanlış değil, açık bir kayıptır” ifadelerini kullandı.
Bu süreçte çocukların erken yaşta hayattan ve üretimden koptuğunu belirten Çakmak “Bu gençleri yıllarca sınavdan sınava koşturup sonunda diploma veriyoruz ama iş, meslek ve hayat becerisi kazandıramıyoruz. Sonuçta ortaya geniş bir diplomalı işsizler kitlesi çıkıyor” dedi.
Zorunlu eğitimin özellikle lise çağında problem ürettiğini vurgulayan Çakmak, bu dönemin gençlerin hayata hazırlanması gereken en kritik zaman olduğunu söyledi. “Lise çağı, gencin kendini tanıdığı, yeteneğini fark ettiği dönemdir. Ancak biz bu dönemi tamamen teorik derslerle, sınav baskısıyla ve üniversite odaklı bir anlayışla geçiriyoruz. Bu da birçok gencin potansiyelini köreltiyor, öz güvenini zedeliyor ve okuldan kopuşu hızlandırıyor” diye konuştu.
Çözümün güvenlikçi tedbirlerde değil, zorunlu eğitimin yeniden yapılandırılmasında olduğunu ifade eden Çakmak, ilkokulun ilk yıllarının sınav ve not baskısından arındırılması gerektiğini belirtti. İlkokulun esas amacının temel değerler, ahlak ve kişilik gelişimi olması gerektiğini söyleyen Çakmak, ortaokuldan itibaren ise öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirilmesini savundu. “El becerisi ve mesleki yeteneği olan çocuk akademik sistem içinde başarısız damgası yememeli. Bu çocuklara meslek, üretim ve usta-çırak ilişkisi içinde bir gelecek sunulmalı” dedi.
