Katılım bankaları neden banka faizine yakın kâr payı dağıtıyor?
Katılım bankaları faizle değilse de faiz ve enflasyona doğrudan bağımlı reel piyasada faaliyet göstermektedir. Öte yandan paranın maliyet hesabı, sektörel rekabet ve müşteri memnuniyeti gibi faktörler de devreye girince; katılım bankalarının kâr payı oranlarının, banka faizlerine yakın seviyelerde gerçekleştiği bir piyasa dengesi ortaya çıkmaktadır.
- Katılım bankalarının kâr payı oranlarının, geleneksel bankaların mevduat faizi oranlarına yakın olmasının temel nedenleri rekabet şartları, enflasyon ve maliyet etkisi, müşteri memnuniyetidir.
- Rekabet şartları gereği, katılım bankaları ile geleneksel bankalar arasındaki oranların çok fazla ayrışması piyasada dengeleri bozabilir ve bir tarafın tercih edilmesine yol açabilir.
- Enflasyon, hem banka faiz oranları hem de katılım bankalarının kâr payı oranları üzerinde bir maliyet etkisi oluşturduğu için bu oranların enflasyon rakamlarından çok fazla ayrılamamasına neden olur.
- Katılım bankaları, faizsiz prensiplerle çalışsalar da, müşteri memnuniyetini ve bağlılığını sağlamak amacıyla kâr paylarını piyasa ortalamalarına yakın belirlemeye çalışırlar.
Katılım bankalarının kâr payı oranlarının, genellikle bankalar tarafından sunulan mevduat faizi oranlarını yakın olduğu görülmektedir. Bu durum piyasada “Katılım bankaları neden banka faizine yakın kâr payı dağıtıyor?” sorusunu da sıklıkla gündem getirmektedir.
Her ne kadar katılım bankaları faizsiz prensiplere, kâr-zarar ortaklığına ve reel piyasa işlemlerine göre faaliyet gösterse de; gerçek piyasanın dinamiklerinden bağımsız değillerdir.
Katılım bankalarının oranlarının, faizli-konvansiyonel bankalarla yakınlaşmasını 3 ana sebebi vardır.
1-REKABET ŞARTLARI
Bugün hangi piyasada ve hangi üründe olursa olsun fiyat, en önemli faktör olarak öne çıkmaktadır ve “rekabet” şartlarının ana belirleyicisidir.
Bu kapsamda konvansiyonel bankaların örneğin %20 faiz önerdiği bir piyasa ortamında, katılım bankaları %25 kâr payı teklif ederse; herkes “yüksek olan orana koşar” ve piyasada dengeler bozulur, “rekabet” ortadan kalkar.
Bu örneğe göre tam tersi durumda da, diyelim ki katılım bankalarının %15 kâr payı önerdiği bir durumda ise (faiz hassasiyeti olmayan) tasarruf sahipleri, konvansiyonel bankaları tercih ederler.
Bankacılık sektöründe bu dengenin sağlanması için kâr payları ile faiz oranlarının genellikle yakın olduğu görülmektedir.
2-ENFLASYON VE MALİYET ETKİSİ
Her ülke ekonomisi, belli bir enflasyon oranına sahiptir. Enflasyon, aynı zamanda “maliyet” anlamına geldiği için, banka faiz oranları gibi “katılım” tarafında da kâr payı oranları enflasyon rakamlarından çok fazla ayrışamaz.
Örneğin enflasyonun %30 olduğu bir ekonomide faizle çalışan bankalar paranın maliyetini, katılım bankaları da kâr marjlarını TÜFE’nin altında belirleyemezler. Aksi halde zarar ederler.
Enflasyonun çok üzerinde belirlenecek oranlar ise her iki tarafta da rekabeti zayıflatmaktadır. Dolayısıyla enflasyon da her iki bankacılık sisteminde oranların yakın olmasında belirleyicidir.
İhraçtan kira sertifikası nasıl alınır? Kira sertifikası ihraçtan alım işlemleri
3-MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ
Katılım bankaları kâr payını hesaplarken, gerçekleşen ticari işlemlerden elde edilen gelirleri, vadeleri ve paraları oranında müşterilere dağıtırlar. Her ne kadar faizsiz prensiple faaliyet gösterseler de, bu hassasiyete sahip olmayan müşteriler de katılım bankalarının radarındadır ve bu anlamda müşteri bağlılığını sağlamak için kâr paylarını piyasa ortalamalarına yakın belirlemeye çalışırlar.
