Peygamber Efendimiz, şeytana "Senin Allahü Tealaya dönmen mümkün değil mi" diye sorunca cevabı kendisine yakışır cinsten oldu: Ben cehennem odunuyum
"Yâ Muhammed! İş, verilen hükme göre oldu. Kıyamete kadar takdîr edilen işler olacaktır. Allahü teâlâ beni şakilerin efendisi kıldı"
ÖMER ÇETİN ENGİN - Benim bir oğlum vardır ki, ismi Ateme’dir. Bir kimse yatsı namazını kılmadan uyursa, onun kulağına gidip bevleder. Eğer insanlar böyle olduğunu bilselerdi, imkanı yok namazını kılmadan uyumazlardı. Benim bir oğlum daha vardır ki, onun adı da Mütekazi’dir. Bunun da vazifesi, yapılan gizli amelleri yaymağa çalışmaktır. Bir kimse gizli bir taat işlerse, Mütekazi onu dürter. Nihayet o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarılmasına muvaffak olur. Böylece, Allahü teâlâ o amel sahibinin yüz sevabından doksandokuzunu imha eder, biri kalır. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için yüz sevap verilir. Benim Kühayl isminde bir oğlum daha vardır. Bunun da vazifesi, insanların gözlerine sürme çekmektir. Bilhassa âlimlerin meclislerinde ve hutbe okurken bu sürme gözlere çekildi mi, uyuklamaya başlarlar. Konuşan âlimin sözlerini işitmez ve hiç sevâb alamamış olurlar.”
BEN SADECE VESVESE VERİRİM
İblis sözüne şöyle devam etti:
“Hangi kadın olursa olsun, onun kucağına bir şeytan oturur. Kadın kalktığı zaman da, oturduğu yere bir şeytan oturur. Kadını, bakanlara güzel gösterir. Sonra kadına bazı emirler verir. Meselâ; elini, kolunu dışarı çıkarıp göster, der. O da bu emri yerine getirir, elini kolunu açar gösterir. Böylece o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.”
İblis, bundan sonra Peygamberimize (aleyhisselâm) kendi durumunu anlatmaya başladı. “Yâ Muhammed! Bir kimseyi ben kendi elimle dalalete sürükleyemem. Ben ancak, vesvese veririm ve o şeyi güzel gösteririm. Hepsi o kadar. Eğer dalalete sürüklemek elimde olsaydı, yeryüzünde “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed, Allah’ın Resûlüdür” diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı dahi hiç bırakmaz, hepsini dalalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde hidayet cinsinden bir şey yoksa, benim de o kimseyi doğru yoldan çıkaracağıma dair bir şey yoktur. Sen, ancak Allah’ın Resûlüsün ve tebliğ etmeye memursun. Eğer hidayet elinde olsaydı, yeryüzünde bir tek kâfir bırakmazdın. Sen, Allah’ın yarattığı insanlar üzerine bir huccetsin. Ben de, kendisi için ezelde şaki yazılan kimselere bir sebebim. Said olanlar tâ ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, ana karnında iken şakidir. Se’âdet ehlinden yapan da, şekavet ehlinden yapan da Allah’tır.”
Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm): “Ey Ebâ Mürre! Acaba senin bir tövbe etmen ve Allahü teâlâya dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum. Söz veririm” buyurdu. Bunun üzerine şeytan; “Yâ Muhammed! İş, verilen hükme göre oldu. Kıyamete kadar takdîr edilen işler olacaktır. Seni Peygamberlerin efendisi kılan, Cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkın içinden seçen ve onların arasında gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve Cehennem ehlinin odunu eyleyen Allahü teâlâ, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Son sözümü söylüyorum ki, bu anlattıklarımın hepsi de doğrudur.”
Cenab-ı Hak bütün müminleri bu lanetli mahlûkun şerrinden muhafaza buyursun...
GÜNÜN SOHBETİ EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
KİM BU FELAKETTEN KURTULDUYSA
ò İnsan, her kuvvetini, her azasını, ne için yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Allahü teâlânın âdetini değiştirip, onları İslâmiyet’in beğenmediği yerlerde kullanmamalıdır. Çoluk çocuğu varsa, onlara karşı da, dine uygun hareket etmeli, dinin gösterdiği güzel ahlâktan sapmamalıdır. Güzel ahlâk ile süslenmelidir.
ò Bir kimse, herhangi bir âmir ise, yine ibadetlerini yapmalı ve emri altındakilerin ibadet yapmalarına imkan tanımalı, kolaylık göstermelidir. Böyle olan kimse, bu dünyada, Allahü teâlânın halifesi olmuştur. Kıyamette de adil kimseler için vaad edilen nimetlere kavuşur.
Böyle bir hayırlı kimsenin hayır ve bereketi, onun bulunduğu talihli zamana, mübarek yere ve orada bulunmakla bahtiyar olan insanlara, hayvanlara hatta bitkilere ve rızıklara sirayet eder, yayılır. Fakat, Allah korusun, bir yerdeki âmirler, şefkatli, iyi huylu, adaletli olmazsa, insan haklarına saldırırlar, zulüm, yağma, işkence yaparlarsa, bunlar adaletten uzak, şeytanın yoldaşlarıdır. Emri altında olanlara merhamet etmeyenler, kıyamet günü Allahü teâlânın merhametinden uzak kalacaklardır. Men, la yerham, la yurham buyurulmuştur ki, acımayana acınmaz demektir.
“Eğer, Allahü teâlâ bir kuluna dört şeyi verdiyse, ona her şeyi vermiştir. Hiçbir şey noksan değildir.
1- Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadı,
2- Farzları yapmak,
3- Haramlardan sakınmak,
4- Ehlullaha [büyüklere] muhabbet.
Bu dördü hepsini ihtiva eder. Çünkü bu dördü yoksa, insanın imanı da bozuktur, ibadeti de bozuktur, her şeyi de bozuktur.
İmâm-ı Rabbâni hazretleri buyuruyor ki:
(Bu büyükleri tanıyanlar pervasız olsa, patavatsız olsa, edepsiz olsa da aziz ve de makbuldür.)
Neden? Çünkü, Allahü teâlâ sevdiği kulunu rastgele adama sevdirmez. Eğer Allahü teâlâ sevdiği kulunu, seçtiği kulunu bir kuluna sevdirmişse o artık seçilmiştir, artık o kurtulmuştur ve o azizdir ve makbuldür.
Bu büyükleri tanıyan bunlara muhabbet besleyen kimse müşrik olmaz, yani bu büyüklerin kabul ettiği kimse, her türlü haramı işleyebilir, her pisliğe bulaşabilir lakin küfre kaymaz, şaki olmaz, küfür üzere ölmez. Küfürle arasında duvar vardır. Her türlü günaha girebilir ama küfür ve şirk olmaz. Küfür ve şirkten emindir, kurtulmuştur. Allahü teâlâ da şirkten başka günahları affedeceğini söylüyor.
Bu büyükler ilerde müşrik olacak kişiyi bu gemiye almazlar. Yani gemiden atacakları kimseyi baştan gemiye almazlar. Gemiye aldıklarını da gemiden atmazlar. Ancak, gemiden atlayan olabilir. Gemiden atlamaya sebep olan iki şey vardır: Biri inkâr, diğeri imtihan.
Ahir zamanda imanı korumak çok zordur. Bir anlık gaflet, sonsuz felakete sebep olur. Kurtuluş çaresi nedir? İmâm-ı Rabbâni hazretlerine “Bunu çaresi nedir?” diye soruyorlar. Tek kelimeyle cevap veriyor: “Kim bu felaketten kurtulduysa, git onunla beraber ol”.
Ne okuduğun, ne ettiğin seni kurtarmaz. Hiç kimse deryaları yüzerek geçemez. Mutlaka bir gemiye binmek zorundadır. O gemiye binmeyen, yolun başında kalır.
Gemi selâmetle limana ulaşırsa yalnız kaptan değil, içindeki herkes kurtulur. Geminin içinde bulunmak lazımdır. Gemide ol yeter. İsterse geminin paspası ol.
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR
KOŞ OĞLUM, YETİŞ!
Evine giderken hikmet sahibi amcanın son sözü kalbinde kelimenin tam anlamıyla zonkluyordu: Sen bunlara gömülmekten, gömüleceğin günü unutmuşsun.
Ne kadar da doğru dedi kendi kendine. Bir gün elbette benim de sonum gelecek. Beni yaratan Allahü teâlâ ve bir din göndermiş, yaşamadım. Annemin beyaz başörtüsü içinde ellerini kaldırıp ettiği o içli dualar... Nasıl da huzur vericiydi o görüntüsü yıllar içinde... Kaç kere bu tabloya şahit oldum da kendi karanlık hayatıma koşturdum durdum... Şimdi daha iyi anlıyorum. O dualarında ben vardım hep. O dualarla bu amca çıktı karşıma. Hissediyorum. Ya Rabbi... Tevbe ediyorum. Bütün günahlarıma, bütün günahlarıma binlerce tevbe...
Allah Allah... Arayan babasıydı... Onu kolay kolay aramazdı...
- Efendim baba...
- ....
- Alo, baba... Ne oldu, konuşsana...
- Oğlum anneni hastaneye kaldırdık. Hemen gel.
...
Beyninden vurulmuşa döndü. Ne yapacağını bilemedi. Koşuyordu, sadece koşuyordu. Gecenin karanlığında, hafif çiseleyen yağmur altında... Babasının sesi çok kötüydü... Kalbi hızlı hızlı ve endişe dolu atıyordu... Hemen annesinin kar gibi beyaz namazlık başörtüsüne bürünmüş şefkatli yüzü geldi aklına... Gülüyordu ona... - Koş oğlum yetiş dercesine bakıyordu bir yandan da...
Koşuyordu, kendinden geçmişçesine... - Hayır anne hayır... Hani mürüvvetini görsem diyordun... Oğlum benim, kınalı yavrum diye öpüyordun beni hani... Annem, hayır. Seni yeni anlamışken... Hayır annem!!! Anneeeee...
(devam edecek)
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
EVELİK ÇORBASI
MALZEMELER
>> 1 adet soğan
>> 1 adet patates
>> 1 su bardağı yeşil
mercimek
>> 1 kâse aşurelik buğday
>> 1 demet kurutulmuş evelik yaprağı
>> 6 su bardağı et suyu
>> 1 yemek kaşığı
tereyağı
>> 1 yemek kaşığı
domates salçası
>> 1 çay kaşığı pul biber
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Evelik yapraklarının üzerine sıcak su konulup 10 dakika kadar bekletilir. Yumuşadıktan sonra süzülür ve sapları ayıklanır. Yeşil mercimekler hafif diri kalacak şekilde haşlanır. Patates ve soğan yemeklik doğranır. Tereyağı kızdırılan tencerede soğan kavrulur. Salça ve pul biberle kavurmaya devam edilir. Et suyu çok fazla ısınmadan aşurelik buğday da eklenir. Patatesler ve mercimekler de çorbaya konulur. Son olarak tuzu ayarlanıp buğdaylar ve patatesler yumuşayana kadar pişirilir.
KALBURABASTI
MALZEMELER
>>8 yemek kaşığı
tereyağı
>> 2 yemek kaşığı yoğurt
>> ½ çay bardağı sıvı yağ
>> 4 su bardağı un
>> 1 çay bardağı irmik
>> 1 tatlı kaşığı karbonat
>> 3-4 damla limon
>> 1 adet yumurta
İçi için;
>> 120 g ceviz içi
Süsleme için;
>> Toz Antep fıstığı
Şerbeti için;
>> 1,5 su bardağı toz şeker
>> 2 su bardağı su
>> 1 tatlı kaşığı
limon suyu
HAZIRLANIŞI
Şeker ve su karıştırılıp kaynamaya bırakılır. Fokurdamaya başladığında limon suyu eklenerek 5-10 dakika daha kaynatılır. Ardından ocaktan alınıp ılınmaya bırakılır. Hamuru için, un hariç bütün malzemeler karıştırılır. Karbonatın üzerine limon sıkılır ve köpürtülür. Azar azar un eklenerek ele yapışmayacak kıvama gelene kadar yoğrulur. Cevizden biraz daha büyük parçalar koparılıp yuvarlanır. Rende üzerinde şekil verilir. Ortasına ceviz konularak uçları birleştirilir. Fırın tepsinize dizilerek önceden ısıtılmış fırında iyice kızarana kadar yaklaşık yarım saat pişirilir. Fırından çıkınca sıcak tatlının üzerine soğuyan şerbet dökülür.
