Bulancak'ta bir sanat eseri: Sarayburnu Camii... Hem Selçuklu hem Osmanlı
Caminin Mütevvellli Heyeti Başkanı Yusuf Ziya Sipahi “Bulancak Sarayburnu Camii, 1987’de başlayan hayalin ürünü… Tarihî eser sanılıyor, mimarisi ve külliye ruhuyla ziyaretçi çekiyor” diye anlatıyor eseri...
- Caminin yapım hikayesi 1987 yılında başlamış olup, Mütevelli Heyeti Başkanı Yusuf Ziya Sipahi'nin Eynesilli Hacı Mustafa Eren Efendi'nin yönlendirmesiyle emek verdiği belirtilmiştir.
- Örnek alınan camiler arasında İstanbul Şehzadebaşı Camii, Tokat Ali Paşa Camii ve Divriği Ulu Cami'nin cephesinden esinlenildiği ifade edilmiştir.
- Cami külliyesi olarak 500 talebe barındıracak bir yapı planlanmış, ancak sahil yolu nedeniyle revaklı avlu arzusu gerçekleşmemiştir.
- Cami bünyesinde 6 bin ciltli, bilgisayarlarla donatılmış bir kütüphane yapılmış, kapıları kündekâri, müezzin mahfili ise Edirnekâri tekniğiyle süslenmiştir.
- Camiye 42 kilometre uzaktan yayla suyu getirilmiş, halkın su ihtiyacı karşılanmış ve bu suyun alınması için el arabaları temin edilmiştir.
- Cami, Mimar Sinan eserleri olan Şehzadebaşı, Lala Paşa ve Kurşunlu Camileri gibi kesme taştan yapılmış olup, beton yerine kalıcı malzemeye önem verilmiştir.
İRFAN ÖZFATURA- Bulancak Sarayburnu Camii tarihî eser gibi ziyaretçi topluyor. Bunun yeni yapldığını söyleseniz kimse inanmıyor, turistler önünde durup fotoğraf çektiriyor. Caminin hikâyesi 1987 yılında başlıyor.
Caminin Mütevvellli Heyeti Başkanı Yusuf Ziya Sipahi arsa alımından itibaren her safhasına emek verse de biz bir ekibiz diyor üstüne alınmıyor. Camiye Eynesilli Hacı Mustafa Eren Efendi’nin işareti ile başladığını anlatıp kenara çekiliyor.
Kandilli Camii kapılarını açtı... Boğaziçi’nin incisi orijinal hâline kavuştu
Şöyle ki: 1980’li yıllarda o mübarek ile Anadolu gezileri yapar değişik camileri inceler ve acaba bizim de böyle bir camimiz olur mu diye hayal kurardık. Tokat Ali Paşa Camii’nde mermer işçiliğine bakmış bakmış ve bana ‘Eğer Bulancak’a böyle bir cami yaptırmadan ölürsek bize yazıklar olsun’ demişti.
Çok gezdik dolaştık ve İstanbul Şehzadebaşı Camii’ni örnek aldık. Burası tenha metruk bir yerdi, bir çay ocağı, köfteci ve ahşap baraka ile başladık. Yoldan geçenleri ağırladık, misafirlerimizi hoşnud ettik, maksadımızı anlattık. Bu arada projeleri çizdirdik İller Bankasına onaylattık. O zamanlar cami ruhsatı almak kolay değildi ama peşini bırakmadık. Yanına 500 talebe barındıracak bir Külliye düşünmüştük, Ordu ve Giresun’da okuyan çocuklara mekân açacaktık. Arsamız denize sıfırdı, sahil yolu yarısını aldı, revaklı avlu arzumuz içimizde kaldı.
Ama gençlerimizin her türlü kaynağa ulaşacakları 6 bin ciltli bir kütüphaneyi yapmayı başardık, bilgisayarlarla donattık. Test çalışanlar, tez hazırlayanlar huzurla çalışıyor. Belediyemiz de destek oluyor, çay çorba veriyor. Yolcular zaten misafirimiz asla ücret istenmiyor.
Kaybolmuş el sanatlarına sahip çıktık, kapıları kündekâri yaptırdık, müezzin mahfilinin altını Selimiye’deki gibi Edirnekâri boyadık, hat, tezhip ve ebrunun yanı sıra lisan kursları açtık. Dede torun öğlen namazına gelsin ikisi de akşama kadar oyalanacakları şeyler bulsun ayrılmasınlar istedik.
Mustafa Efendi üstadımız Divriği Ulu Cami’ye hayran ve âşıktı. “Bir cephesini ona benzetebilir miyiz” dedi. Rabb’im nasip etti yapıldı. Ama göremedi, duvar yüksekliği 3 metreyi aştığında rahmet-i Rahman’a kavuştu.
Şadırvanımız da çok alımlı oldu ona 42 kilometre uzaktan yayla suyu getirdik, halk suya para vermez oldu. Bidonlarını rahat taşısınlar diye el arabaları yaptırdık. Sadece Bulancak değil; Ordu, Giresun halkı da su almaya alıştı. Geçenlerde heyelan oldu, kepçe yolu açarken borumuzu kopardı, binlerce insan bidonları ile geldi eli boş döndü, birkaç gün ciddi sıkıntı yaşandı.
Camimizin etrafına duvar örmedik, şehirle kucaklaştık. Hâlen de hayallerimizin peşinde koşuyoruz, külliye arzumuzdan kopmadık.”
BETONA BULAŞMADIK
Camimizin 2.588 metrekare kapalı alanı var, duvar kalınlığı 130 cm, yüksekliği 16 m. İrili ufaklı 17 kubbesi var ve bunlar çift cidarlı. Üstünden başka bir şey görüyorsunuz altından başka şey. Camimizin Şehzadebaşı gibi üç kapısı var bu mekâna ferahlık veriyor.
Yanımızda bir Deniz Evleri Sitesi vardı, TOKİ satın aldı, yıktı, sahil yolu boyunca muhteşem bir millet parkı açtı.
Eynesil Yeşil Cami’yi de yapmak nasip oldu. Onda da Erzurum Lala Paşa Camii’ni bire bir kopyaladık. Ören beldesinde ise Kayseri Kurşunlu Cami’yi örnek aldık.
Şehzadebaşı, Lala Paşa ve Kurşunlu Camilerinin üçü de Mimar Sinan eseri. “Torun dedesine benzemeli” dedik, yolundan gittik, o büyük usta gibi hepsini kesme taştan yaptık, çünkü betonun belli bir ömrü var, taş ise kalıcı.
Bakın yığma taş cami, cumhuriyet döneminde çok az yapıldı, benim bildiğim Şişli ve Ankara Maltepe Camileri var. Lakin bu hacimde Osmanlının son iki yüz yılında da yok.
