MURAT ÖZTEKİN

İspanyol yönetmen Oliver Laxe, sinemasının odağına İslam dünyasını koyan nadir Batılı yönetmenlerden biri… Başta ‘Mimozalar’ olmak üzere çektiği birçok eserde İslam üzerinden geleneklere vurgu yapan yönetmen, 7. Âlemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali çerçevesinde İstanbul’daydı. Laxe, hem filmini sinemaseverlerle buluşturdu hem de sinemacılarla tecrübelerini paylaştı. Biz de kendisiyle bir araya gelerek sohbet ettik…

SANATÇI HEP YABANCIDIR
> Bir röportajınızda memleketiniz olan İspanya’da bir zamanlar Emeviler medeniyet kurduğu için kendinizi “melez” gördüğünüzü söylemişsiniz. Bu, hayat görüşünüze ve sinema anlayışınıza ne kattı?

Aslında sanatçı her yerde yabancıdır; hayata yabancıdır. Meydana getirdiği sanatla yabancılığı çözmeye çalışır. Bu, bir yandan iyidir; çünkü hayata karşı bir mesafesinin olması gerekir. Ben de bunları kendi içimde yaşadım. Fransa’ya gittiğimde bir İspanyol’dum, İspanya’da ise tam tersi…  Sonra Fas’a yerleştim ve yeni bir yabancılık safhası yaşadım.

TESLİMİYETTE ÖZGÜRLÜK VAR
> Doğu ve İslam, sinemadaki odağınıza büyük yer tuttu. Bunun arkasında ne var?
Başından beri sinemam mukaddes olanla hep iç içe ilerleyen bir şeydi. Yaptığım bu güzel hayatın bir kutlaması gibiydi. “İspanya bir halıdır ve o halının altında gizlenmiş İslamiyet vardır” denir. Ben Galiçya’da ailemle birlikte yaşarken gördüklerimle Fas’ta yaşarken karşılaştıklarım arasında benzerlikler yakaladım. Buna teslim olma yolculuğu diyorum. Biliyorsunuz İslam da boyun eğme manasına geliyor. Bu teslimiyet aynı zamanda özgürlük demek…

GÜZELLİKLERİ BİLEMEDİK
> 2016’da çektiğiniz “Mimozalar” filminin İslam dünyasında yankıları oldu. Seyirci ile kurduğunuz bu iletişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Böyle olduğunu bilmiyordum. Bunu duyduğuma çok sevindim. İspanyollar olarak Müslüman ülkelerin komşusuyduk ama İslam kültürü hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Ben de bu coğrafyaların güzelliğini göstermek istemiştim. “Mimozalar”ı böyle bir niyetle yapmıştım.

SEYİRCİ SİZİ HİSSEDİYOR
> İslamofobinin Batı’daki yükselişi malum… Bu dünyaya temas eden filmlerinizle Batı’da nasıl reaksiyonlar alıyorsunuz?

Cannes Film Festivali’ne ilk gittiğimde acayip tedirgin olmuştum. Çünkü eser, din ve Allah hakkında bir şeyler söylüyordu ve bu oldukça riskliydi! Ama filmin ilk gösteriminden sonraki geri dönüşler inanılmaz iyi oldu. Siz iyi niyetle film yaparsanız bir şeyler ters gitse de mutlaka seyirci sizin o niyetinizi hissediyor ve duygularınızı alabiliyor. Malum İslam’ın en güzel yanlarından biri de çok fazla kendine güvenmekten ziyade yola güvenmek…

“BANA MECZUP DİYEBİLİRSİNİZ”
> Sinemanız âdeta Cannes Film Festivali çerçevesinde büyüdü. Bunu nasıl izah ediyorsunuz?

Cannes’a seçilen ilk filmimin hakikaten mütevazı bir bütçesi vardı.
Kamerayı kendim kullandım. Bu galiba çok çalışmamdan kaynaklanıyor. Bana meczup diyebilirsiniz (Gülüyor). Sıra dışı bir sesim var ve hesap yapmıyorum.

TÜRKİYE'DEKİ DERGÂHLARI DOLAŞTIM
> Türkiye hakkında soru sormadan edemeyeceğim: Bu toprakların, sinemanıza yansımaları oldu mu?
“Mimozalar” filmimi yapmadan önce Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta dergâhlarda çok zaman geçirdim. Bütün bunların insanın kalbini daha açık hâle getirdiğini söyleyebilirim. Türkiye’nin bendeki katkısı böyle…

İSTANBUL'DA PARİS'TEN DAHA RAHATIM
> Batı’da doğmuş biri olarak ister istemez, Doğu’ya “yabancı” kaldığını hissettiğiniz durumlar olmuyor mu?
Hiç öyle hissetmiyorum. Benim kalbim bu dünyaya çok kuvvetli bağlarla bağlı. Mesela İstanbul’da kendimi Londra, Paris gibi yerlerde daha rahat hissediyorum.

NETFLIX BİR İŞARET
> Konuşmalarınızda sekülerleşen dünyadan yakınıyorsunuz. Bunun sinemadaki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz; beyazperde nereye gidiyor?

Biz aslında ustalarımız gibi film çekmiyoruz. Genel anlamda gelenekle ve maneviyatla olan bağımızı kaybediyoruz. Şu dönemde tarihin en kötü filmleri yapıyoruz. Netflix yapımları aslında sinemada ne olacağının işareti. Hâlbuki Rusya’dan Tarkovski, Japonya’dan Kurosova gibi adamlar çağdaş yönetmenlerdi ama bir şekilde ruhani olanla bağlarını sürdürmüşlerdi.

Muallim filminin yönetmeni Müslim Şahin: Bitmeyen dertlerin ‘çocukluğuna’ indik Muallim filminin yönetmeni Müslim Şahin: Bitmeyen dertlerin ‘çocukluğuna’ indik Bu hafta vizyona girecek 'Muallim’ filmini, yönetmeni anlattı: Tarihle hesaplaşma ve bunu dürüst bir şekilde ortaya koyma noktasında gecikme yaşadık.