Victor Osimhen'den transfer itirafı: "Galatasaray'a gitme, delirdin mi!"
Galatasaray'ın Nijeryalı yıldızı Victor Osimhen; çocukluk yılları, zorluk hayat koşulları, futbola başlangıcı ve sarı kırmızılılara transferiyle ilgili açıklamalar yaptı.
Galatasaray'ın Nijeryalı futbolcusu Victor Osimhen, The Players Tribune’de yayımlanan yazıda, çocukluk yıllarından Avrupa’ya uzanan zorlu hayat öyküsünü anlattı.
"O ÇÖPLÜK BENİM ARKA BAHÇEMDİ"
"Bunu okuyor olmanız, Tanrı'nın lütfunun kanıtıdır. Annem ben 2 ya da 3 yaşındayken öldü. Beni kucağında tutmasından başka bir şey hatırlayamayacak kadar küçüktüm. Ben ve 6 kardeşim Lagos'taki bir gecekondu mahallesinde tek odalı bir dairede yaşıyorduk. Adı Olusosun. Belki duymuşsunuzdur. Afrika'nın en büyük çöplüğünün yanında. İnsanlar oraya günde 10 bin ton çöp atıldığını söylüyor. Kimyasal atıklar. Kırık televizyonlar. Aklınıza gelebilecek her şey. Orası benim arka bahçemdi."
"SABAH 3'TE KALKIP SOKAKTA SPOR GAZETESİ SATARDI"
"Kız kardeşlerim portakal satıyorlardı. Pazarda değil, sokakta. Lagos'ta trafik çok yoğun, bu yüzden yol kenarında bekleyip arabaların arasında yiyecek taşıyarak para kazanabiliyorsunuz. Ben çok hızlıydım, bu yüzden şişe su satmakta iyiydim. 12'li bir kutuyu başıma koyar, birinin korna çalmasını beklerdim. Sonra ışık tekrar yeşile dönmeden önce arabaya doğru koşardım. 'Şimdiye kadar gördükleri en hızlı çocuk ben olacağım' diye düşündüm. Ağabeyim Andrew'un işi gerçekten çok zordu. Sabah 3'te kalkıp sokakta spor gazetesi satardı. Bazen eve bir gazete getirirdi ve kapağında Drogba veya Zlatan'ı görürdüm, onlara hayran kalırdım. Sanki başka bir dünyada yaşıyorlarmış gibi gelirdi. Benim için futbol, çalışmadığım zamanlarda yaptığım bir şeydi. Ne yazık ki, hep çalışıyordum."
"PİS İŞTİ, KARDEŞİM"
"Bana yasal bir iş verseydin, yapardım. Ablam eski telefonlarını bana verirdi. Hani şu ekranı çatlak, iğrenç olan var ya? İşte o bana kalırdı. Gece 2’de telefonumu arayıp bir iş teklif etseydin, açardım. Hatta fosseptik çukuru işinde bile çalıştım. Fosseptiği biliyor musun? Avrupa’da pek yoktur belki. Ama Afrika’da, kendi kazdığın kuru bir kuyu gibi düşün. Birinin merdivenle kuyunun çok derinlerine inmesi gerekir. Bir başka adam da yukarıda kalır. O “güvenlikçi”dir. Deliğe doğru bakıp bağırır: “Aşağıda iyi misin kardeşim? Ben güvenlikçi değildim. Ben diğer adamdım. Pis işti, kardeşim."
"İKİ PARMAK BENİ KURTARDI"
"Bu stadyumun dışında en az 900 çocuk vardı. İlk gün sahaya bile çıkamadım. İkinci gün, antrenörlerden biri nihayet bana işaret etti. Yeşil forma. Hadi gel. 15 dakikan var. Hayatımı değiştirecek sadece 15 dakika. Etkilemenin tek yolunun koşmak olduğunu biliyordum. Kan ter içinde koştum. 15 dakikada 2 gol attım. Belki şansım vardı diye düşündüm. Ama sonra antrenörler mikrofonu aldılar ve kalabalığa seslendiler. Bazı isimleri okudular ve benim adımı duymadım. Herkes park yerine yürümeye başladı. Hayalim ölmüştü. Arabaya binecekken insanlar bağırmaya başladı. Yeşil formadaki çocuk! Stadyuma geri gittim ve doktor bana işaret ederek iki parmağını kaldırdı. Dedi ki, 'İşte o çocuk.' İki parmak beni kurtardı. Takım doktoru bunu yapmasaydı, bugün futbolcu olmazdım. Muhtemelen bir kuyunun dibinde olurdum."
"TÜRKİYE’YE GİTME, DELİRDİN Mİ?"
"Napoli’den ayrıldığımda kaç kişinin bana, ‘Türkiye’ye gitme, delirdin mi?’ dediğini biliyor musun? Eski bir menajerim bile bana, ‘Hayır, oraya gitme. Akıllıca bir hamle değil.’ dedi. Ama ben kafamla değil, kalbimle düşünürüm. Galatasaray’da oynamak istiyordum. Napoli’de yaşadığım o duygudan sonra, herhangi bir kulübe nasıl gidebilirim? Okan Buruk ile telefonda konuştuğumda, imzadan önce bana dedi ki, 'Sana bizzat, hem bir insan hem bir antrenör hem de bir baba olarak söylüyorum; seni kulübümde istiyorum. Ve biliyorum ki taraftarlar seni çok sevecek. Zor zamanlarından geçerken bile, bu kulüp sana destek olacak."
"BU HİS, PARADAN ÇOK DAHA DEĞERLİ"
"Türkiye’ye uçakla gitmeden önce her şeyi Tanrı’nın ellerine bıraktım. Uçak indiğinde, gece yarısı özel bir havaalanında 3 bin Galatasaray taraftarı beni bekliyordu. Uçuşumu takip ediyorlardı! İnsanlar beni kollarını açarak karşıladı. Bu his, paradan çok daha değerli."
VAN DIJK: "BU NASIL ATMOSFER!"
"Bana inanmazsan, van Dijk’e sor. Liverpool’a karşı Şampiyonlar Ligi maçımızdan sonra onunla konuşuyordum ve dedi ki, 'Kardeşim, bu nasıl bir atmosfer!' Ben de 'Kardeşim, açık konuşayım; eğer buraya gelmeseydim ve biri bana sadece anlatmış olsaydı, inanmazdım' dedim."
