İblis ibretlik şeyler anlatmaya devam etti: Damarlarda dolaşırım
Senin ümmetine ne tuzaklar kurarım neler! Benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. Bu şekilde, kıyamete kadar Âdemoğullarının çoğu benimle beraberdirler.
ÖMER ÇETİN ENGİN-Şeytan konuşmasına devam ederek dedi ki: “Sen, ümmetinin saadeti için nasıl ferah duyabilirsin ki? Ben onlara ne tuzaklar kurarım, ne tuzaklar... Onların miskinlerine çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emreder, namaz size göre değildir. O Allah’ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir derim. Sonra hastalara gider, namaz kılmayı bırakın, derim. Çünkü Allahü teâlâ; “Hastalara zorluk yok” buyurdu. İyi olduğun zaman çokça kılarsın derim. O da böylece namazını bırakır. Hatta küfre bile girebilir. Şayet hastalığında namazı terkederek ölüp giderse, Allahü teâlâyı gadaplı bulur.”
Cuma namazını bırakanlar sevgilimdir
İblis konuşmasına şöyle devam etti: “Yâ Muhammed! Eğer sözlerime yalan kattımsa beni akrep soksun. Eğer yalan söyledimse, Allah’tan dile, beni kül eylesin. Yâ Muhammed! Sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın? Ben onların altıda birini dinden çıkardım.” Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm) buyurdu ki: “Ey la’in! Senin oturma arkadaşın kimdir?” İblis dedi ki: “Faiz yiyen.” “Dostun kim?” “Zina eden.” “Yatak arkadaşın kim?” “Sarhoş.” “Misafirin kim?” “Hırsız.” “Elçin kim?” “Sihirbazlar.” “Gözünün nuru nedir?” “Hanım boşamak.” “Sevgilin kimdir?” “Cuma namazını bırakanlar.”
Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) bu sefer başka bir mevzuya geçti. Buyurdu ki: “Ey la’in! Senin kalbini ne kırar? İblis: “Allah yolunda cihada giden atların kişnemesi” dedi. “Peki, senin cismini ne eritir?” “Tövbe edenlerin tövbesi.” “Ciğerini ne parçalar ve ne çürütür?” “Gece ve gündüz yapılan istiğfar.” “Yüzünü ne buruşdurur?” “Gizli verilen sadaka.” “Gözlerini kör eden nedir?” “Gece kılınan namaz.” “Başını eğdiren nedir?” “Cemaatle kılınan namaz.”
Resûlullah Efendimiz, başka bir mevzuya geçerek buyurdular ki: “Ey İblis! Seni işinden alıkoyan nedir?” “Ulema meclisleri” “Yemeğini nasıl yersin?” “Sol elimle ve parmağımın ucuyla.” “Peki, sam yeli esip, ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?” “İnsanların uzamış tırnakları arasında.”
10 şey istedim
Peygamber Efendimiz başka bir mevzuda tekrar buyurdular ki: “Ey İblis! Rabb’inden neler taleb ettin?” “On şey taleb ettim: 1. Allah’tan, beni insanların malına ve evlâdına ortak etmesini istedim. Kabûl etti.
Her Besmelesiz kesilen hayvan etinden, faiz ve haram karışan yemekten de yerim. Şeytandan, Allah’a sığınılmayan malın da ortağıyım. Hanımı ile cinsî yakınlık anında, şeytandan Allah’a sığınmayan kimse ile beraber olurum. Bu yakınlıktan meydana gelen çocuk, bize itaat eder, sözümüzü dinler. Her kim hayvana binerken helal olan yere gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla beraber binerim. Yol ve binek arkadaşı olurum.
2. Allahü teâlâdan bir ev vermesini istedim. Bana hamamları ev olarak verdi.
3. Bir mescid vermesini istedim. Pazar yerlerini bana mescid olarak verdi.
4. Okuyacağım bir kitap istedim. Bana (müstehcen) şiirleri okuma kitabı olarak verdi.
5. Benim için bir ezan vermesini istedim. Çalgı aletlerini verdi.
6. Bir yatak arkadaşı istedim. Sarhoşları verdi.
7. Bana yardımcılar vermesini istedim. Kaderiye bozuk fırkasına mensûp olanları verdi.
8. Bana kardeşler vermesini istedim. Mallarını boş yere israf edenleri ve parasını günah olan yerlere harcayanları verdi.
Bu durum, Kur’ân-ı kerîmde İsrâ sûresinin yirmiyedinci âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle anlatılmaktadır “Çünkü isrâf yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabb’ine karşı çok nankör bulunuyor.” Bir ara sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm); “Eğer söylediklerini Allahü teâlânın kitabındaki âyetlerle ispat etmeseydin seni tasdik etmezdim.” buyurdular.
9. “Yâ Muhammed! Allah’tan, Âdemoğulları beni görmesin, fakat ben onları göreyim istedim. Bu dileğimi de kabul etti.
10. Âdemoğullarının damarlarını bana yol yapmasını istedim. Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim. İstediğim gibi gezerim. Bütün bu isteklerimin hepsinin bana ihsan edildiği bildirildi. İşte ben bu hâllerimle iftihar ederim. Şunu da söyleyeyim ki, benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. Bu şekilde, kıyamete kadar Âdemoğullarının çoğu benimle beraberdirler. (devam edecek)
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 27
HER ŞEYİ KAFAYA TAKMAK
- Evlat bütün bunalımlar, iç sıkıntılar hep ölüm gerçeğini unutmaktan sökün edip geliyor. İnsanlar hakiki dert ile dertlenmeyince bu sefer bu dünyadaki her şeyi kafalarına takmaya başlıyorlar. Hâlbuki bu dünya da kendileri de kalmayacak. Düşünmek istemiyorlar. En başta kendi hâlini tarif ettiğin gibi; ölüm gerçeği onlara itici geliyor.
- Aynen öyle.
- Fakat bu gerçek değişmiyor ki! Ölüm gerçeği aslında nefse itici geliyor, bunun farkında değil insanlar. Çünkü dinimizi öğrenmiyorlar. Nefs bu dine de düşman zira. Hâlbuki insan tehlikeli bir sağlık sıkıntısıyla karşı karşıya kalsa canını kurtarmak için hemen çözümüne bakar, bilgilenir. Veya hukuki bir tehlike belirse yemez, içmez kurtulmanın yolunu araştırır, bir hukukçu gibi malumat edinir. İş sonsuzluğa gelince ise kılını kıpırdatmaz. İşte buna gaflet denir.
- Amca ben tam bir gafletteyim.
- Ne güzel sözdür, "Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur!"
- Harika bir söz. Gerçekten ne güzel bir söz.
- İşte oğlum bu sebeple her şeyi kafana taktın bu güne kadar. Gelip geçici dünyalıklar için 'istismar edilmek’ tabirini kullandın. 'Ben hep kullanıldım’ dedin. Bunlar senin ağırına gitti. Zira hakiki değerli olanı bilemedin.
- E amca bırakayım istismar mı etsinler.
- Öyle şey olur mu hiç? Bütün dikkatinle çalışacaksın. Aldanmayacaksın ve aldatmayacaksın. Gerekli yerde heybetini takınıp seni aşan şeyler için tavrını kalp kırmadan koyacaksın. Fakat problem bunlarda değil.
- Nerede peki?
- Bunlara takılırken sonsuz olanı ihmal etmekte. Sen bunlara gömülmekten, gömüleceğin günü unutmuşsun.
(devam edecek)
ESHAB-I KİRAM
MESCİDDE ŞAŞILACAK İŞ
YERİNDE DURAMIYORDU
Bilâl-i Habeşî (radıyallahü anh) bir gün Mescid-i Nebîde iken büyük bir neşe ile coşuyor, yerinde duramıyordu. Hazret-i Ömer bu hâlini görüp ne yapıyorsun Yâ Bilâl, mescidde böyle yapılır mı? dedi. Bu sırada Peygamberimiz de (aleyhisselâm) mescidde oturuyordu. Bilâl-i Habeşî, "Resûlullaha soralım Yâ Ömer" dedi. İkisi birlikte Peygamberimizin yanına varıp oturdular. Durumu arz ettikten sonra Peygamberimiz Bilâl-i Habeşî’ye bu hâlinin sebebini sordu. Bilâl-i Habeşî, "Nasıl sevinip, neşelenmeyeyim Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ bana hidayet nasip etti. Hâlbuki Kureyşin ileri gelenlerinden niceleri inatları sebebiyle bu hidayetten ve ebedi saadetten mahrûm kaldılar. Onlara da hidayet nasip olmadı" dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz ona dokunulmamasını ve sevinip neşelenmesinde serbest olduğunu tasdîk buyurdu.
HADÎS-İ ŞERÎF;
İlim, benim ve diğer Peygamberlerin mirasıdır. Kim de bana mirasçı olursa, Cennette benimle beraber olur.. [Deylemi]
GÜNÜN SOHBETİ - EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
YÜZÜNÜ KABRİSTANA ÇEVİR
➱Gaye ve hedef Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmalı. Çünkü Onun kuluyuz. İkinci hedef, Onun kullarını sevindirmek, ateşten kurtarmak olmalı. Onun kullarına nasıl muamele ederseniz, O da size öyle muamele eder. Dünyayı talep etmemeli, ölümü, hesabı unutmamalı. Yüzünüzü kabristana çevirin. Çok rahat eder, çok mesut olursunuz. Kavga yok, gürültü yok, hainlik yok. Çünkü kabri talep eden yok. Size gülerler, acırlar, hatta sıkıştığınızda yardım da ederler.
➱ Dinimiz düşünce dini değildir, amel dinidir. Namazı istediğin kadar düşün, Haccı istediğin kadar hayal et, Orucu istediğin kadar düşün. Kılmadıktan, gitmedikten, tutmadıktan sonra neye yarar. Sefere çıkmadan niyet et, çıkmadıktan sonra olur mu? Ancak azimetle beraber niyet olur. Tefekkür ayrı bir olay. Namaz kılmak ayrı. Niyet başka... Niyete dünya girdi mi, ibadet olmaz.
➱ Dünya melundur. Dünyada Allah için olmayan şeyler de melundur. Mesela namaz kılıyoruz, Allah için değilse o da melundur. Oruç tutuyoruz, Allah için değilse o da melundur. Yani hiçtir, boşa gitmiştir, red edilmiştir. Ahirette Allah için olmayanlar atılacak. Herkes, her işinde (Niçin yaptın?) sorusuna cevap verecek. Allah için ise tamam.
➱ Allahü teâlâyı tanıyan, bilen hiç günah işleyebilir mi? Ne kadar Allahü teâlâyı tanırsanız, o kadar korkarsınız. Elbette Allahü teâlâyı en çok tanıyan Peygamber Efendimizdir. Hâliyle en çok korkan da Odur, hadîs-i şerîfte kendisi öyle buyurmaktadır. Sonra, Onun vârisleridir yani ehl-i sünnet âlimleridir. Bunların reisi imam-ı a’zam Ebû Hanife hazretleridir. Bu büyüklere tâbi olan, mesut olur, mahrum kalmaz. Zira onlar Allah için yaşadı, Allah için konuştu, Allah için yazdı, her şeyleri Allah için idi. Böyle olmak onlara mahsustur.
➱ Allahü teâlâ paha ile değil bahane ile verir.
➱ Edep, Müslüman’ın bariz özelliğidir. Yolun başı, ortası, sonu edeptir buyuruluyor. Edepsiz insanda ne Allah sevgisi ne kul sevgisi olur.
➱ Fitne çıkarmak haramdır. İnsanları sıkıntıya sokan fitnelerden uzak durmalı. Her fitne bir parçayı götürür. En sonunda eser kalmaz. Onun için dine hizmet etmek yani insanlara iyilik etmek isteyen evvela kendine hizmet etsin. Yani kendini hesaba çeksin. İtikadı doğru mu, yediği içtiği helal mi? Ehl-i sünnet âlimleri ne bildirmiş, kendi ne yapıyor? En tesirli hizmet, güzel numune olmaktır. Yol tabelası gibi olmaktır. İstikameti gösterir ancak konuşmaz.
➱ Allah için olmayan malı sırtlanmak hamallıktır.
➱ Kaza ve kader değişmez, ancak dua değiştirir, onun için herkesten dua almaya bakın.
➱ Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgal eder. Hak, ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve tatbik etmektir.
➱ Bir şey ne kadar kıymetli ise düşmanı o kadar çoktur. İman çok kıymetlidir. Bu yüzden düşmanı da çoktur.
➱ Muteber olan sondur. Son nefeste “Allah” diyeceği yerde, “Aman kurtar beni doktor!” diyen tehlikededir. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Hep abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür.
➱ Hasta olan, ilaç kutularını raflara dizse, ilaçları kullanmadığı müddetçe ne faydası olur? Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını rafa dizip okumayan veya okuduğu hâlde amel etmeyen nasıl düzelir ki?
➱ Bu dünya hayaldir. Doğum ile ölüm arasında kısa bir mesafedir. Bu dünyadakilerin hiç biri bize ait değildir. Bize ait olmayan şeyle övünmek akıl kârı değildir. Hepsi burada kalacaktır. Sadece varsa imanı ve ibadetleri gider.
TEFEKKÜR
ANTENLE KOKU ALMAK
Kuzey Amerika’daki kral kelebekleri her yıl 4.000 km’yi aşan bir göç yolculuğu yapar. Koku alma duyuları antenlerinde bulunur ve bu sayede yiyeceklerini, eşlerini ve tehlikeleri koklayarak fark ederler.
ZAMANE MÂNİLERİ
Pencereme güneş vurdu
Çiğdemler açmaya durdu
Bu baharda neşe, sevinç
Mutluluk kaplasın yurdu
BİLMECE
Güzel işler, iyilikler
Çok yapanı Cennet bekler
Cevap: Hasenat
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
ÇİFTLİK KÖFTESİ
MALZEMELER
>> 2 adet patates
>> 2 adet havuç
>> 1 su bardağı bezelye
Köfte harcı için;
>> 500 g kıyma
>> 1 adet soğan
>> 1 adet yumurta
>> Tuz
>> Karabiber
>> Pul biber
>> Kimyon
>> 6 yemek kaşığı
galeta unu
>> 1 yemek kaşığı salça
>> Tuz, karabiber, pul
biber
>> 1,5 bardak sıcak su
HAZIRLANIŞI
İlk olarak soğan rendelenir. Derin bir kap içerisinde kıyma, rendelenmiş soğan, yumurta ve galeta unu buluşturulur. Tuzu ve baharatları ayarlanarak güzelce yoğrulur. Daha sonra harçtan misket büyüklüğünde parçalar alınarak avuç içinde yuvarlanarak şekil verilir. Bezelyeler bir köşede haşlanır. Bir tavada sıvı yağ ısıtılır. Küp küp doğranan patatesler kızgın yağda kızartılır. Patateslerin ardından aynı şekilde doğranan havuçlar da kızartılır. Son olarak hazırlanan köfteler hafif şekilde kızartılır. Derin bir tencerenin içerisine patates ve havuç alınır. Köfteler de eklenir üzerine haşlanmış bezelyeler eklenir. Bir kapta salça, tuz, karabiber, pul biber ve sıcak su konulur. Salça çözülene kadar güzelce karıştırılır. Hazırlanan sos yemeğin üzerine gezdirilir. Tencere ocağa alınır. Yaklaşık 15 dakika kadar karıştırılarak kontrollü pişirilir. Sıcak şekilde servise sunulur.
KATMER
Hamur için;
>> 4 su bardağı un
>> 1,5 su bardağı ılık su
>> 1 tatlı kaşığı tuz
>> 1 çay bardağı sıvı yağ
>> Yarım su bardağı un
HAZIRLANIŞI
Un, su ve tuz bir kapta hamur hâline gelene kadar güzelce yoğrulur. Hamurun üzeri kapatılarak yarım saat kadar dinlendirilir. Sürenin sonunda hamur 8 eşit bezeye ayrılarak kesilir. Bezelerden biri yemek tabağı büyüklüğünde açılır. Üzerine sıvı yağ sürülüp un serpiştirilir. Alt köşesinden yuvarlanarak yukarıya doğru rulo yapılır. Bu ruloya gül böreği şekli verilir. Bütün bezelere aynı işlem uygulanır. Oklava yardımıyla yağlanmış ve unlanmış bezeler tatlı tabağı büyüklüğünde açılır. Önceden ısıtılmış yapışmaz tavada hamurlar arkalı önlü eşit kızarana dek pişirilir. Bütün hamurlar pişirildikten sonra sıcak olarak servise sunulur.
AYVA ŞERBETİ
MALZEMELER
>> 2 ayva
>> 1/2 kg tozşeker
>> 5 su bardağı su
>> 2-3 diş karanfil
>> Ayva kabuğu ve birkaç ayva çekirdeği
HAZIRLANIŞI
Kabukları soyulan ayvaların içleri temizlenip irice küp şeklinde doğranır. Bir tencerede su kaynatılır. Şekeri eklenip 5-10 dakika kaynamaya bırakılır. Karanfil, ayva çekirdekleri, ayva kabuğu ve ayva dilimleri eklenir ve 20-25 dakika pişirilir. Tencerenin kapağı kapalı olarak soğumaya bırakılır. Süzülüp servis bardaklarına paylaştırılarak soğuk olarak servis edilir.
