Ramazan hilalle başlar! Padişah bile karışamazdı
Osmanlıda kadılar ve güvenilir şahitler eşliğinde toplanan kurul, ramazan hilalini tespit edip padişaha bildirir ve top atışları ile halka duyurulurdu.
Tarihçi Yazar Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlıda ramazan ayının başlangıcının hilalin görülmesiyle resmiyet kazandığını hatırlatarak, hilalin tespitinin yalnızca dinî bir gözlem değil, aynı zamanda idari ve hukuki bir süreç olduğunu ifade etti.
Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, şunları söyledi: Kadılar, müneccimbaşı ve güvenilir şahitler aracılığıyla yapılan bu tespit, padişaha bildirilir ve ramazanın başladığı top atışlarıyla halka duyurulurdu. Ramazan, şehirde bir gecede hayatın merkezine yerleşirdi. Sultan III. Selim zamanında yaşanan bir hadise, bugün de hâlen tartışılan bu mukaddes ayın ne zaman başladığı, hilalin görülüp görülmediği üzerine gülümseten bir anekdot olarak arşiv belgelerine yansımıştır. Hilalin görülüp görülmediğine karar veremeyen ulema ve Anadolu halkı konuyu Sultan III. Selim’e taşımış, padişah da ‘Bu husus şer-i şerifin bileceği bir şeydir, benim müdahale edeceğim şey değil. İstanbul kadısı ne zaman ilam ederse ramazan o gün başlar’ diyerek işi âlimlere bırakmış.
HAYATIN RİTMİ DEĞİŞİRDİ
Arşiv belgelerinde Osmanlıda ramazanın gelmesiyle birlikte hayatın ritminin değiştiğinin görüldüğünü belirten Azap “Gündüzleri sükûnet kazanırken geceler canlı, kalabalık ve sosyal açıdan yoğun hâle gelirdi. Esnafın çalışma saatleri iftar ve sahur vakitlerine göre düzenlenir, bazı iş kollarında gündüz faaliyetleri asgari düzeye indirilirdi. Oruç tutmak, bireysel bir ibadetin ötesinde, kamusal bir sorumluluk olarak algılanırdı. Müslüman mahallelerinde aleni biçimde yemek yenmesi hoş karşılanmazdı. Padişahın iftar sofrası da sanılanın aksine aşırılıktan ziyade ölçü ve denge esasına dayanırdı. Sarayda artan yemeklerin çöpe atılmadığı, Enderun mensuplarına ve fakirlere dağıtıldığı bilinmektedir” dedi.
