Anadolu'da su savaşları! Tarım köylüsü kendi kuyusunu kazıyor
Kuruyan kaynaklar, kaçak kuyular, gece yarısı gizlice döşenen borular ve su uğruna tutulan nöbetler... Türkiye’nin kırsalında, kuraklık ve su gasbının tetiklediği yeni bir kriz yaşanıyor. Temiz suya ulaşmak zorlaştıkça, köylerde su için verilen mücadele ve çaresizlik göçlere sebep oluyor.
Anadolu’da geçmişte arazi anlaşmazlıkları sebebiyle yaşanan kavgalar, günümüzde yerini su krizine bıraktı. Kuraklık, iklim değişikliği, bilinçsiz sulama ve yer altı sularının hızla çekilmesi sonucunda birçok bölgede temiz suya ulaşmak her geçen yıl daha da zorlaşıyor. Kırsal kesimde su, sadece bir tarım girdisi olmaktan çıkarak ekonomik ve stratejik bir değere dönüştü. Saha araştırmaları, kırsalda sessizce büyüyen bu krizin onarılamaz toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açtığını gösteriyor.
Kaynağın üzerine çökenler, izinsiz bentler, kaçak kuyular ve mahkemelik olan köyler, su savaşlarının ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Kırsalda su paylaşımında yaşanan en büyük sorun, kaynağı elinde bulunduranların suyu kendi lehine kullanması olarak öne çıkıyor. Bazı arazi sahipleri, kaynağın kendi toprağından çıktığını ileri sürerek suyu hapsediyor. Suya hâkim olan köyün daha aşağıdaki rakımlarda bulunan yerleşimlere su vermemesi nedeniyle açılan davalar yılları buluyor.
Diğer bir sorun da kaçak borular... Gece kaynaktan çekilen metrelerce uzunluğundaki kaçak boru hatlarıyla su başka bir yere yönlendiriliyor. Çeşmelerinde su bulamayan komşu köyler ise duruma tepki gösteriyor. Ortak sulama kanallarının yönü taş ve toprak setlerle değiştiriliyor. DSİ’nin yasaklarına rağmen kurulan yasa dışı bentler, alt havzadaki dereleri kurutuyor. Bazı köylerde ortak çeşmelere kilit takılırken, su depoları yalnızca belirli mahallelere su verecek şekilde kontrol ediliyor.
3 ilde ‘susuzluk’ alarmı! Yağış alsa da kuraklık riski var
KAÇAK KUYU TEHLİKESİ
Krizin en yıkıcı etkisi yer altında görülüyor. Konya başta olmak üzere Karaman, Aksaray, Afyonkarahisar, Eskişehir, Ankara ve Şanlıurfa’da ruhsatsız açılan on binlerce kaçak kuyu, yer altı sularını tüketiyor. Geçmişte 50 metreden çıkan su için şimdi 200 metreye inmek gerekiyor. Açılan her yeni kuyu, eski kuyuların sularını çekiyor. Tarla komşuları arasında sık sık “Suyumu çaldın!” kavgası yaşanıyor.
Su paylaşımındaki adaletsizlik, üretimi ve ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Adaletsiz dağılım nedeniyle birçok üründe verim yarı yarıya düşüyor. Ekonomik bilanço, çiftçiler için ağır sonuçlar doğuruyor. Milyonlarca lirayı bulan kayıplar oluşuyor. Su krizi, kırsal hayatı olumsuz etkiliyor. Konya, Şanlıurfa, Diyarbakır, Aydın, Hatay ve Muğla gibi birçok ilde sulama sırası veya kanal yönlendirmesi sebebiyle yaşanan silahlı çatışmalar, adliyelere ve hastanelere taşınıyor. Yaz aylarında nüfusun artmasıyla yaylalarda hayvancılar, yazlıkçılar ve turizm işletmeleri aynı kısıtlı kaynağı kullanmak zorunda kalıyor. Su bulamayan hayvanlar kilometrelerce yürütülüyor ve bu durum et ile süt verimini düşürüyor.
33 ülkelik 'sessiz felaket' raporu! Türkiye de listede, 2 milyar insan susuzluk riskiyle karşı karşıya
Yaz aylarında belediyelerin içme suyunu koruma çabası, bahçesini sulamak isteyen çiftçilerle karşı karşıya gelmelerine neden oluyor. Bölgedeki taş ocakları ve maden şirketlerinin su kaynaklarını yoğun kullanımı da köylülerle şirketler arasında hukuki süreçler başlatıyor.
Su krizinin en tehlikeli sonucu ise kırsaldan kente göç olarak öne çıkıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de son on yılda 25 havzanın 20’sinde su varlığı azaldı. Aynı dönemde 418 sulama rezervuarının 24’ünde su kısıntısı uygulanırken, 19 rezervuar kritik seviyeye indi. İklim krizinin en belirgin sonucu ise kuruyan göller oldu.
KESİLEN CEZALAR CAYDIRICI OLMUYOR
Sadece suyumuzu değil toprağı da kaybedeceğiz
Tarım Hukuku Uzmanı Av. Mehmet Yıldırım, Türkiye gazetesine şu bilgileri verdi: Mahkemeler “su davaları” ile dolup taşıyor. Kanunlarımıza göre yer altı ve yer üstü suları devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Hiç kimse “Bu kaynak benim tapulu arazimden çıkıyor, kimseye vermem” diyemez. Ancak pratikte işler böyle yürümüyor. İhlal durumunda uygulanan para cezaları oldukça düşük. Çiftçi hesabını yapıyor; “Cezamı öderim ama o suyla tarlamı kurtarır, milyonluk kâr ederim” diyor.
Konya Karapınar’da muhtarlık yapmış olan Hasan Öztürk ise şu ifadeleri kullanıyor: Eskiden cenazede, düğünde bir araya gelen insanlar, şimdi gece yarısı elinde fener, belinde silahla kanal başında birbirini bekliyor. Yukarıdaki köy suyu kesiyor. Bürokrasi işleyip de ekip köye gelene kadar 40 derecenin altında mısır tarlada kavrulup gidiyor, çiftçinin bir yıllık emeği, trilyonluk borcu çöpe dönüyor.
Ziraat Mühendisi Ayşe Kayaoğlu ise “Sadece susuzluk değil, büyük bir planlama hatası da görüyoruz. Üstelik suyu çoğunlukla ‘vahşi sulama’ ile veriyoruz. Böyle giderse bir damla su kalmayacak ve toprak tuzlanarak tamamen çoraklaşacak. Birbirimizle savaşmayı bırakıp doğanın kurallarına dönmek zorundayız. Yoksa sadece suyu değil, üstündeki toprağı da sonsuza dek kaybedeceğiz” dedi.

