MHP lideri Devlet Bahçeli'den dünyaya çağrı: Türkiye'nin diplomatik çabalarına ses verilmeli
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu. ABD-İsrail ve İran arasında geçen savaş ve bölgedeki ateşten bahseden Bahçeli, dünyaya çağrıda bulunarak, "Dünya, Türkiye'nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli, savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir." ifadelerini kullandı.
- Bahçeli, emperyalist güçlerin kendi imtiyaz ağlarını genişletmek için istikrarsızlaştırma çabalarına dikkat çekerek, günümüzdeki durumun 100 yıl önceki Sykes-Picot düzeninin revize edilmiş hali olduğunu belirtti.
- İsrail'in Gazze başta olmak üzere izlediği saldırgan politikaların bölgeyi cehenneme çevirdiğini ve ABD'nin Ortadoğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısının Batı ve Amerikan halkında tepkiye neden olduğunu ifade etti.
- Bahçeli, Ortadoğu'da bir rejim değişecekse bunun İsrail olması gerektiğini söyleyerek, ABD Başkanı Trump'ın Netanyahu'yu ve İsrail'i sınırlandırmasının zorunluluk halini aldığını savundu.
- Türkiye'nin 'ayağını sağlam Anadolu'ya bastığını, gözünün ve kulağının ise Tebriz, Urmiye, Hamedan, Kerkük, Musul, Erbil'de olduğunu belirterek, İran halkının yanında durmak gerektiğini vurguladı.
- MHP Genel Başkanı, Türkiye'nin kendi yazdığı senaryoda milletinin rol aldığı bir iklimde emperyalizmin hedeflerini çöpe atacağını ve terörsüz Türkiye hedefinin güçlü toplumsal katkı ve siyasi iradeyle gerçekleştirileceğini belirtti.
- CHP'li belediyelerdeki rüşvet ve irtikap iddialarını siyasi yozlaşmanın göstergesi olarak nitelendiren Bahçeli, Atatürk'ün partisinin siyasal ve toplumsal ahlak anlayışının erozyona uğradığını ifade etti.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) Grup Toplantısı'nda iç ve dış politikaya ilişkin konuştu.
Devlet Bahçeli'nin açıklamasından satır başları:
"Dünya birçok zıtlığın bir arada yaşadığı çelişkilerle dolu bir dönemden geçmektedir. Emperyalist güçler, insani duyarlılıkları, uluslararası kuralları yok saymaya ya da ortadan kaldırmaya çalışarak kendi imtiyaz ağlarını genişletme çabasındadır. Teknolojik ve ekonomik hakimiyetin sağladığı üstünlükle hedef alınan ülkelerde etnik ve dini unsurlar istikrarsızlaştırmanın en önemli araç ya da işbirliği aktörü olarak kullanılmaktadır. Maalesef ki bu gelişmeler Müslüman coğrafyaların adeta kaderi haline gelmiştir.
"AKTÖRLER VE ARAÇLAR DEĞİŞSE DE TARAFLAR VE EMELLER HİÇ DEĞİŞMİYOR"
Bölgemizde oluşturulan nobranlığın, barbarlığın, emperyalist, heves ve emellerin önemli sebeplerinden biri de bundan 100 yıl önce kurgulanan, haritaların emperyalist masalarda çizildiği, mazlum halkların sömürgeci canilere meze yapılmak istendiği Sykes Picot düzeninin revize edilerek yeniden bölgemizde ve dünyada hakim kılınması arzusudur. Aktörler ve araçlar değişse de taraflar ve emeller hiç değişmiyor. Bir tarafta bugünün sömürgecileri emperyalistler, diğer tarafta mazlumlar ve mahzunlar. Yeniden kurgulanan Sykes Picot düzeninde ideolojik saplantıların ve teolojik sapkınlıkların iktidar olduğu İsrail'in İslam topraklarının işgal ve sömürme planı vardır.
Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde 'Öyle insanlar vardır ki adeta hayrın anahtarları, şerrin kilitleri gibidir. Öyleleri de vardır ki şerrin anahtarları, hayrın kilitleri gibidir' buyurmuşlardır. Bugün yaşadığımız Siyonist barbarlık, ABD-İsrail ortak yapımı hukuksuzluğun, zulmün ve kötülüğün resmi şerrin anahtarıdır. İsrail, Gazze başta olmak üzere İran ve Lübnan üzerinde izlediği saldırgan politikalarla bölgeyi adeta cehenneme çevirmiş, huzur umudunun sormasına neden olmuştur.
ABD'nin Orta Doğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısı, Batı ve Amerikan halkında büyük tepkiye ve öfkeye neden olmaktadır. İsrail'in katliam politikaları, Yahudilerin dünya genelinde nasıl algılanacağına dair oldukça kötü ve köklü bir değişimin zeminini hazırlamıştır. Dünya Yahudilerinin, İsrail'in bu halinin sürdürülemez olduğunu ve Yahudiliğe zarar verdiğini görmesi ve insanlığa ilan etmesi gerekmektedir. Bize göre İsrail, antisemizmi üreten yeni bir araç haline gelmiştir ve bu sapkınlıktan arındırılması dünya Yahudiliği için de oldukça önemli ve kaçınılmazdır. Artık İsrail'in Netanyahu'ya mahkum ve mecbur olmadığının, Netanyahu politika ve yaklaşımlarının Yahudiliği temsil etmediğinin yüksek sesle haykırması zamanı gelmiştir.
"REJİM DEĞİŞECEKSE O İSRAİL OLMALIDIR"
Orta Doğu'da bir rejim değişecekse o İsrail olmalıdır. ABD Başkanı Trump'ın kendi ülkesi dahil birçok ülkedeki savaş karşıtı protestoları dikkate alarak Netanyahu'yu ve İsrail'i sınırlandırması zorunluluk halini almıştır. 'Savaşları bitireceğim' diye iktidara gelen Trump, bu savaşla kapanmayacak bir yara, tamiri zor bir yıkım meydana getirmiştir. Trump, 340 milyonluk ABD'yi 10 milyonluk İsrail'in kan emici Başbakan Netanyahu'nun kuyruğuna takmış, tüm bölgeyi felakete sürüklemiştir. Şimdi de savaşı bir sahte zafer ilanıyla bitirmenin arayış içindedir. Böyle bir Amerika'nın büyük Amerika olamayacağı açıktır. Böyle bir Amerika'nın dünya barış, düzen, istikrar ve refah vaat etmediği ortadadır. Ortaya çıkan bu çarpık düzenin sahiplerinin yaşattıklarını bir gün mutlaka kendilerinin de yaşayacakları beklenen bir durumdur.
Bahçeli: Ankara ve Tahran aynı yöne bakmakta
Tüm bu cüretkar ve hesapsız saldırılar sürerken Türkiye olarak ayağımızı sağlam Anadolu'ya bastığımızı gözümüzün, kulağımızın ise Tebriz'de, Urmiye'de, Hamedan'da, Kerkük'te, Musul'da, Erbil'de olduğunu dosta da düşmana da bilmelidir. İran, bizim için sadece bir komşu değil, din ve dil kardeşlerimizin ülkesidir. Tuğrul Bey'in Selçuklusu, Uzun Hasan'ın Akkoyunlusu, Nadir Şah'ın Afşarlısı, Şah İsmail'in Sefevisi, İran bizim için Halaç'tır, Türkmen'dir, Kaşkay'dır.
Zaman, geçmişte yapılan yanlışlıkları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları, kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara koyup, bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak, siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durmak zamanıdır. Çocukları öldüren, Gazze'yi on binlerce bombayla, füzeyle yok eden, Kudüs'te mukaddeslerimize el süren, Lübnan'ı tarumar eden, İslam ülkelerini birbirine düşüren bu şer ve fesat ittifakının karşısında durmak için insan olmak yeterlidir.
"EMPERYALİST MASALARDA ÇİZİLEN HARİTALARI YİNE YIRTARIZ"
Türk milleti her zaman zalime karşı mazlumun yanında olmuştur. Savaşın uzamaması, bir an önce ateşkesin sağlanması şüphesiz ki dünyanın geleceği için acil bir ihtiyaçtır. Lider ülke ve süper güç olma hedefine ulaşmış bir Türkiye, adalet esaslı medeniyet inşasıyla mazlum milletler ve küresel düzen için umut olacaktır. Hasımlığıyla hedefinde Türkiye olanlara diyorum ki, 100 yıl önce emperyalist masalarda çizilen haritaları ecdadımız nasıl yırtıp attıysa yine yırtarız, gerekirse yedi düveli yine denize dökeriz, dize getiririz.
"BATI DEĞERLER SİSTEMİ ÇÖKTÜ"
Uluslararası sistem ağır yararı haldedir ve adeta can çekişmektedir. Küresel dengelerin değiştiği, bölgesel fay hatlarının harekete geçtiği, siyasi ve ekonomik kırılmaların derinleştiği ağır bir buhran döneminden geçilmektedir. Çivisi çıkan dünyada savaşlar, krizler ve hatta soykırımlar bile ne yazık ki kanıksanır hale gelmiştir. İnsanlık unutulmuş, Batı değerler sistemi hepten çökmüştür. Savaşların yayılması, uluslararası hukukun örselenmesi, enerji krizlerinin derinleşmesi, masum sivillerin hedef haline gelmesi, insanlık vicdanının ağır bir imtihandan geçmesine neden olmaktadır. Korkarım ki dünya çok kutuplu bir gerilim sarmalına doğru hızla sürüklenmektedir.
Bahçeli'den dünyanın öbür ucuna bayram hediyesi!
"BU SAVAŞIN KAZANANI OLMAYACAKTIR"
ABD ve İsrail'in oluşturduğu siyonist emperyalist cinayet şebekesinin aklını başına alması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Ama dünyanın öbür ucundaki bir masum insan dahi bu savaşın ceremesini çekmek zorunda kalabilecektir. Silahların sustuğu, diplomasinin konuştuğu bir uzlaşımın tesisi artık bir zorunluluk halini almıştır.
CUMHURBAŞKANI VE DIŞ İŞLERİ BAKANINA ÖVGÜ
Gururla ifade etmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti, başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız olmak üzere, barış için samimiyetle gayret göstermekte, istikrarın ve insanlığın ortak vicdanının savunucusu olmaya kararlılıkla devam etmektedir. Bölgesel ve küresel aktörlerle gerçekleştirilen üst düzey temaslar, karşılıklı ziyaretler ve çok taraflı görüşmeler, Türkiye'nin savaşı sona erdirme iradesini, yapıcı ve dengeleyici rolünü bir kez daha teyit etmiştir. Türkiye'ye barış arayan tüm mazlum coğrafyaların umudu, istikrar arayan tüm tarafların güven kapısı haline gelmiştir.
ANKARA MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA
İnanıyorum ki Türkiye'nin akılcı, sabırlı ve kararlı diplomatik hamleleri içinde bulunduğumuz bu karanlık tabloyu aydınlatacak, bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun ve istikrarın yeniden yeşermesine vesile olacaktır. Ekonomik gelişmişlik açısından kuzey ve güneyin ortasında kültür ve medeniyet akımları açısından da doğu ile batının arasında da bir köprü görevi gören Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik konum itibariyle dünyanın merkezindedir. Bu sebeple Türkiye'nin Batı'yı ve Doğu'yu Ankara merkezli kuşatan, dengeleyen ve okuyan bir dış politik anlayışına ihtiyaç vardır.
"DÜNYA, TÜRKİYE'NİN SAMİMİYETLE YÜRÜTTÜĞÜ DİPLOMATİK ÇABALARA SES VERMELİ"
Dünya haksız ve hukuksuz saldırganlığın bedelinin ödenmediği bir dünya olarak kalmamalıdır. Bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden yapılan katliamların cezasız kaldığı bir dünya olmamalıdır. Dünya rafinelerinin, gaz yataklarının, petrol üretim sahalarının, elektrik santrallerinin, grup çevre felaketlerine yol açanların serbest gezebildiği bir yere dönüşmemelidir. İnsan hak ve hürriyetlerine, emeğe, alım terine, gözyaşına, adalet ve eşitlik arayışına sırt çevirenlerin insafına ise asla terk edilmemelidir. O sebeple dünya, Türkiye'nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli, savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır.
"DÜNYADA ÇOK SAYIDA FAY HATTI AYNI ANDA KIRILIYOR"
Yakından takip ettiğimiz küresel gelişmelerin İran merkezli krizle sınırlı olmadığı açıktır. Dünya genelinde çok sayıda fay hattı aynı anda kırılmakta, birbirini tetikleyen gerilimler zincirleme şekilde büyümektedir. Doğu Akdeniz'de artan jeopolitik rekabet, enerji kaynakları üzerindeki mücadeleyi daha da sertleştirmekte, deniz yetki alanları üzerinden yürütülen tartışmalar bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmektedir. Karadeniz havzasında süregelen savaş hali Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirirken Asya Pasifik hattında ABD-Çin rekabeti yeni bir küresel cepheleşmenin işaretlerini vermektedir. Rusya-Ukrayna savaşı henüz nihai bir çözüme ulaşamamıştır. Suriye'de tek Suriye ve tek ordu adına önemli mesafe alınsa da kırılgan denge Suriye'nin bütünlüğünde dikkatli olmayı gerektirmekte, Gazze'de ise insanlık dramı her geçen gün ağırlaşmaktadır. Pakistan-Afganistan hattında yaşanan gerilimler, Afrika'nın farklı bölgelerinde süregelen çatışmalar ve Latin Amerika'da yükselen siyasi istikrarsızlık dalgası, küresel sistemin çok boyutlu bir kriz sarmalına sürüklendiğini açıkça göstermektedir.
"HİÇ KİMSE BİZDEN KUZEY KIBRIS'I YALNIZ BIRAKMAMIZI BEKLEMESİN"
Avrupa ülkelerinin silah sevkiyatıyla güçlendirdiği Kıbrıs-Rum yönetiminin saldırgan politikalara göz yumulurken, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik meşru ve sınırlı savunma tedbirlerini eleştirilenlerin içine düştüğü çifte standart ibretliktir. Hiç kimse bizden GKRY'nin silaha boğulduğu bir dönemde Kuzey Kıbrıs'ı yalnız bırakmamızı, soydaşlarımıza yönelen tehditleri görmezden gelmemizi beklememelidir. Unutulmamalı ki Kıbrıs bizim için alelade bir dış politika konusu değil, milli bir dava vazgeçilmez bir egemenlik meselesidir.
Dünya genelinde yaşanan jeopolitik kırılmalar ve sistemsel dönüşüm dikkate alındığında Türk Devletleri Teşkilatı'nın yeni bir ağırlık merkezi olarak ortaya çıkması, bölgede barış, huzur ve istikrarın güçlendirilmesine önemli katkı sağlayacaktır. Bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde dünyanın siyasi, ekonomik ve insani bir kırılmanın eşiğinde olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Enerji arz güvenliğinden, gıda tedarikine, göç hareketlerinden, ticaret yollarına kadar uzanan geniş bir alanda belirsizlikler artmakta, riskler çoğalmaktadır.
"TÜRKİYE, MUHALEFETİN GÜNÜBİRLİK POLEMİKLERİYLE YÖNETİLEBİLECEK BİR ÜLKE DEĞİL"
Bazıları Cumhur İttifakı'nın dirayetinden, devletimizin kudretinden ve Türkiye'nin yükselişinden rahatsız olsa da ülkemiz bu çalkantılı dönemde büyüyerek çıkacak, huzurlu bir dünyanın neşet etmesinde de hizmet edecektir. Açıkça ifade etmek isterim ki, Türkiye'nin iç cephesini zayıflatmaya yönelik her söylem, her eylem, her kışkırtma doğrudan dünyaya milli güvenliğimizi hedef almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, muhalefetin günübirlik polemikleriyle, ucuz siyasi hesaplarla, sığ tartışmalarla, sorumsuz açıklamalarla yönetilebilecek bir ülke değildir. Hele hele böylesi hassas bir dönemde, devletin yanında durmak yerine karşısında saf tutan, milli meselelerde dış mihrakların aklıyla konuşanların millet vicdanında karşılığı olmayacaktır.
Bahçeli'nin sözleri çok konuşulur: CHP, 4 S'ye sıkıştı
"ŞEHRİN EMİNİ OLMASI GEREKENLER EMANETE İHANET ETTİ"
Her geçen gün yeni bir skandal haberi konu olan CHP'li belediyeler, maşeri vicdanı rahatsız etmektedir. Birbiri ardına ortaya çıkan saçılan rüşvet, irtikap iddiaları, hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, siyasi yozlaşmanın, CHP'nin her kademesine sirayet ettiğinin açık bir göstergesi haline gelmiştir. Bu vahim tablo, kök salmış bir çarpık zihniyetin, sürümüş bir siyasi anlayışın ve yozlaşmış bir yönetim yapısının CHP'nin egemen olduğu izlenimini vermektedir. Şehrin emini olması gerekenler ne yazıktır ki emanete ihanet etmiş, yozlaşmanın zirvesine çıkmışlardır.
"ATATÜRK'ÜN PARTİSİ EROZYONA UĞRAMIŞTIR"
Görünen o ki, Atatürk'ün partisi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasal ve toplumsal ahlak anlayışı değişmiş, erozyona uğramıştır. İltimas, yolsuzluk ve bunlarla iç içe geçmiş çarpık ilişki ağları derinleşmiştir. Ancak hiç kimse dokunulmaz, hiçbir makam sorumsuzluk zırhı değildir. Hukukun üstünlüğü esastır ve bu tür iddiaların sonuna kadar üzerine gidilmesi, sorumluların hesap vermesi kaçınılmazdır.
"GEREKLİ YASAL DÜZENLEMELERİN YAPILMASI İÇİN UYGUN İKLİM OLUŞTU"
Terörsüz Türkiye süreci Türkiye'de huzur ve barış ortamını kalıcı kılarken, aynı zamanda bölgesel istikrara da katkı sağlamayı hedeflemektedir. Terörsüz Türkiye Milli Birlik ve Kardeşlik Projesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan ve önemli bir görev ifadeden Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamlamış, ortak komisyon raporu kabul edilmiş, bir toplumsal mutabakat zemini ortaya çıkmıştır. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için uygun iklim oluşmuştur. Bundan sonraki ilk hedef amaca hizmet edecek yasaların hızla çıkarılmasıdır.
PROVOKASYON UYARISI YAPTI
Çevresi savaşın tüm ayrıntılarıyla kuşatılmışken bir huzur ve güven adası olmasından iftihar ettiğimiz ülkemizde birlik ve beraberliğimiz hasmane girişimlere mukabelede en etkili silahımız olacaktır. Terörsüz Türkiye böylesi bir ortamda doğru zamanda atılmış doğru adım olarak devlet ve millet hayatımızda kutup yıldızı gibi ufkumuzu aydınlatmıştır. Gelinen kritik aşamada terörsüz Türkiye yolunda tüm siyasi aktörlerin ve toplum kesimlerinin titizlikle hareket etmek, süreci provoke edecek eylem ve söylemden kaçınmak mecburiyeti vardır.
"AMACIMIZ İSTİKRARLI VE MÜREFFEH BİR TÜRKİYE'DİR"
Milletçe huzur iklimi inşa etmeye çalıştıkça öfkeden köpüren bazı başkentlerin, bazı gizli servislerin ülkemiz içindeki gönüllü ve ücretli devşirmeleri toplumu ayrıştırmaya çalışmaktadır. Amacımız provokasyonları aldırmadan daha demokratik, etkin, istikrarlı ve müreffeh bir Türkiye'dir. Gayemiz ve gayretimiz oyunları bozarak kendi yazdığımız senaryoda milletimizin rol aldığı bir iklimde emperyalizmin bilindik hedeflerini çöpe atmaktır. Ülkemiz hatta bölgemiz için tarihi bir fırsat olan terörsüz Türkiye hedefi güçlü bir toplumsal katkı ve siyasi iradeyle tartışmasız gerçekleştirilecektir. Devletimiz bir, milletimiz birdir. Vatanımız bir, bayrağımız bir, İstiklal Marşımız birdir.
"KİMSE YANLIŞ HESAP YAPMASIN"
Kimse yanlış hesap yapmasın, tahriklere meyletmesin, huzurun, barışın, umudun, kardeşliğinin yeşerdiği günlerde bölücü emellere heves etmesin, fitne tohumu ekmeye, terörsüz Türkiye'yi sabote etmeye kalkmasın. Devletimizin şefkati gibi kudreti de her yere ve herkese yetişecek güçtedir. Milli birliğimizden asla geri durmayacağız. Milli varlığımızdan kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Milli ülkülerimizle geleceği kucaklayacak hep birlikte Türkiye olacağız."
