Kıyılar için yeni tehdit! Uzmanlar uyardı, El Nino etkisi güçleniyor
İklim uzmanları, El Niño etkisinin güçlenmesi halinde Türkiye çevresindeki denizlerde sıcaklık artışlarının yeni rekorlara ulaşabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durumun Türkiye’nin kıyı bölgelerinde taşkın ve fırtına kabarması riskini artırabileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre, özellikle Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında ekstrem hava olaylarının etkisi daha belirgin hissedilebilir.
- Geçen ay küresel ortalama hava sıcaklığı uzun yıllar ortalamasının 0,52 derece üzerinde seyrederek kayıtlardaki en sıcak üçüncü nisan ayı oldu.
- Kutup bölgeleri dışındaki okyanuslarda ise 21 dereceyle en yüksek ikinci deniz yüzeyi sıcaklığı kaydedildi.
- Geçen ay ortalamanın altında kalan Arktik'teki ortalama deniz buzu örtüsü, en düşük ikinci nisan ayı seviyesi olarak ölçüldü.
- İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, küresel iklim sisteminin artık sadece atmosfer sıcaklıkları üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti.
- Gazioğlu, küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki artışın, tropikal ve subtropikal siklonların enerji potansiyelini artırdığını, aşırı yağış ve sıcak hava dalgalarını güçlendirdiğini ifade etti.
- Doğu Akdeniz'in küresel ölçekte bir "iklim değişikliği sıcak noktası" olarak tanımlandığı ve Türkiye çevresindeki süreçlerin gelecekte daha yüksek enerji içeren ekstrem olaylar üretebileceği tahmin ediliyor.
Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre, geçen ay 14,89 derece ölçülen küresel ortalama hava sıcaklığı, uzun yıllar ortalamasının 0,52 derece üzerinde seyretti ve kayıtlardaki en sıcak üçüncü nisan yaşandı.
Kutup bölgeleri dışındaki okyanuslarda ise 21 dereceyle en yüksek ikinci deniz yüzeyi sıcaklığı kaydedildi.
Geçen ay ortalamanın yaklaşık yüzde 5 altında kalan Arktik'teki ortalama deniz buzu örtüsü ise en düşük ikinci nisan ayı seviyesi olarak ölçüldü.
Yeni haftada planlar değişebilir: Sağanak yağışlar kapıda!
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, küresel iklim sisteminin artık yalnızca atmosfer sıcaklıkları üzerinden değerlendirilemeyeceğini, bunun verilerle ortaya konduğunu söyledi.
İklim sisteminin okyanusların ısı depolaması, denizel sıcak hava dalgaları, hidrolojik aşırılıklar, kriyosfer çözülmesi ve atmosferik dolaşım anomalileri gibi birbirini tetikleyen süreçlerle birlikte ele alınması gereken karmaşık bir yapıya dönüştüğünü belirten Gazioğlu, "Atmosfer-okyanus etkileşiminin güçlenmesi, orta enlemlerde ekstrem meteorolojik olayların hem sıklığını hem de şiddetini artırıyor. Bu durum küresel ölçekte olduğu kadar bölgesel ölçekte de yeni risk alanları oluşturuyor." dedi.
Küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarının tarihsel rekor seviyelere yaklaşmasının, üst okyanus ısı içeriğini artırarak enerji transfer mekanizmalarını kuvvetlendirdiğine işaret eden Gazioğlu, bu sürecin atmosferin daha fazla nem taşımasına neden olduğunu ve dolayısıyla tropikal ve subtropikal siklonların enerji potansiyeli artarken, aşırı yağış olayları, uzun süreli sıcak hava dalgaları ve hidrolojik kuraklık süreçlerinin de güçlendiğini anlattı.
Gazioğlu, "El Nino etkili olursa 2026 boyunca deniz yüzeyi sıcaklığında yeni rekorlar görülebilir. Böylelikle denizel biyolojik stres olayları yoğunlaşarak kıyı taşkınları ve fırtına kabarması riskleri artabilir." şeklinde konuştu.
"ÇALIŞMALAR YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ İKLİM VERİLERİYLE DESTEKLENMEK ZORUNDA"
Mevcut tabloda deniz bilimleri ve iklim yönetimi açısından çok disiplinli veri üretim süreçlerinin kritik hale geldiğini vurgulayan Gazioğlu, kıyısal kırılganlık analizleri, deniz seviyesi yükselmesi projeksiyonları, mavi ekonomi planlaması, denizel ekosistem yönetimi, afet risk modellemeleri ve operasyonel oşinografi çalışmalarının yüksek çözünürlüklü iklim verileriyle desteklenmek zorunda olduğunu ifade etti.
Gazioğlu, dijital ikiz tabanlı iklim simülasyonları, gerçek zamanlı çevresel veri entegrasyonu ve yapay zeka destekli erken uyarı sistemlerinin geleceğin kıyı ve deniz yönetim stratejilerinde temel araçlar haline geldiğine değindi.
Küresel ölçekteki iklimsel ve oşinografik değişimlerin Türkiye'de giderek daha belirgin hissedildiğinin ve bu süreçte klasik dönemsel deniz izleme yaklaşımının yetersiz kaldığının altını çizen Gazioğlu, düzenli aralıklarla gerçekleştirilen geleneksel deniz izleme seferlerinin yerine sürekli veri akışı sağlayabilen insansız gözlem sistemlerine hızla geçilmesi önerisinde bulundu.
Gazioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bilimsel bir zorunluluk olmaksızın yılda yalnızca bir veya iki kez gerçekleştirilen klasik deniz izleme çalışmalarının, denizel sıcak hava dalgaları, müsilaj oluşumu, ani oksijen değişimleri, kıyısal taşkınlar veya ekstrem meteorolojik süreçler gibi yüksek dinamikli olayları açıklayabilecek veri üretmesi mümkün değil. Bu nedenle operasyonel oşinografi temelli sürekli gözlem altyapıları artık stratejik zorunluluk haline geldi."
YÜKSEK SICAKLIKLARIN TÜRKİYE'DE GÖRÜLEN ETKİLERİ
Gazioğlu, Ege ve Akdeniz kıyılarında uzun süreli deniz yüzeyi sıcaklık anomalilerine bağlı olarak tür dağılımlarının değiştiğini, istilacı türlerin yayılım gösterdiğini ve biyolojik üretkenlik rejimlerinin dönüşmeye başladığını aktardı.
Karadeniz Havzası'nda son yıllardaki yüksek şiddetli taşkınlar ve artan heyelanların, atmosferik nem taşınımındaki değişimlerin bölgesel hidrolojik sistemler üzerindeki etkisini açıkça gösterdiğinden bahseden Gazioğlu, "Marmara Denizi'nde görülen müsilaj oluşumu da deniz suyu sıcaklık anomalileri, durağan hidro-oşinografik koşullar ve artan besin tuzu yükleriyle bağlantılı." diye konuştu.
Karadeniz'de yoğun yağış kaynaklı sediment taşınımıyla kıyısal erozyon süreçlerinin hız kazandığını belirten Gazioğlu, İstanbul ve çevresinde kısa süreli ancak yüksek yoğunluklu konvektif yağışların neden olduğu kentsel taşkın olaylarının daha sık görülmeye başlandığını hatırlattı.
Gazioğlu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde meteorolojik ve hidrolojik kuraklık eğilimlerinin belirginleştiğini ve Türkiye'nin aynı anda çoklu iklim riskleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
"DOĞU AKDENİZ 'İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SICAK NOKTASI' OLARAK TANIMLANIYOR"
Doğu Akdeniz'in küresel ölçekte bir "iklim değişikliği sıcak noktası" olarak tanımlandığı bilgisini paylaşan Gazioğlu, Türkiye çevresindeki denizel ve atmosferik süreçlerin gelecekte daha yüksek enerji içeren ekstrem olaylar üretebileceği tahminini paylaştı.
Artan deniz yüzeyi sıcaklıklarının "medicane" olarak adlandırılan Akdeniz siklonlarının oluşum potansiyelini, yoğun konvektif sistemleri ve kıyısal afet risklerini artırabilecek önemli bir termodinamik enerji kaynağı oluşturduğunun altını çizen Gazioğlu, sözlerini, "Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili ve farklı atmosferik dolaşım sistemlerinin kesişiminde yer alan ülkelerde yüksek çözünürlüklü iklim gözlem ağlarının geliştirilmesi gerekiyor." diyerek tamamladı.
