Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun! Tunceli’de ne oldu?
Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması Türkiye'de adalet sistemindeki değişimi tekrar sorgulattı. Geçmişte bugüne politika, hukuk, askeri vesayet denklemi arasında sıkışan adalet sistemini Avukat Cengiz Gülaç gazetemize yorumladı. İşte Gülaç'ın "Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun! Tunceli’de oldu?" başlıklı değerlendirmesi...
AV. CENGİZ GÜLAÇ - Zaman zaman çocukluğum aklıma gelir. TRT’nin tek kanal olduğu dönemler, babam her akşam bir vazifeymiş gibi haberleri izliyor. Tabii elimiz mahkûm, ben de mecburen izlemek zorunda kalıyorum. (Hoş sanki başka bir şansım varmış gibi!..)
Kudretli amcaların her akşam asabi devlet ciddiyetiyle söyledikleri o büyük sözler kulaklarımda çınlıyor:
“Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak,
Devlet mutlaka hesabını soracak,
Vatandaşlarımız müsterih olsun, devlet görevinin başında…”
Türlü türlü vesayetlerin altında söylenen bu beylik sözlerin aslında içinin ne kadar boş olduğunu anladığımda çocukluğum çoktan uzak bir düş olmaya başlamıştı.
Sonra birisi geldi…
Hâkimiyeti hakkı olan millete teslim etmek için türlü türlü vesayet odaklarıyla çarpıştı. Kumpaslara, ihanetlere uğradı ama yılmadı. Hâkimiyeti, kayıtsız ve şartsız olarak milletin kıldı, bütün dünyada saygı duyulan bir devletin temelini attı.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan!..
Ve bugün şahidi olduğumuz tarihin ve dahi sahip olduğumuz lüksün kıymetini pek de anlamadığımız bir anda Sayın Akın Gürlek çıkıp eskinin içi boş hamasi sözlerinin yerine yeni bir sloganı hayatımıza soktu:
“Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun…”
Gülistan Doku soruşturmasında bilgi işlem görevlileri hakkında gözaltı kararı
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan Mustafa Türkay Sonel'in silahlı fotoğrafı ortaya çıktı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan adalet vurgusu: Hukuk önünde herkes eşittir
*
Niyetim gece kurtla birlikte kuzuyu mideye indirip gündüz çobanla yas tutan bir valinin hikâyesini, konuşulmayanlarla birlikte ele almaktı.
Sizler Gülistan Doku’nun yaşadığı hazin hikâyeyi çok dinlediniz ama aslında Tuncay Sonel’i tanımıyorsunuz…
Makalemi kaleme almak için bilgisayarın başına geçtim ki; fitnede gayet "Usta" ama seviyede "Çömez" olan Turhan Çömez’in sosyal medya paylaşımı düştü ekranıma: “AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş… Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti..."
Yazıya nereden başlayayım diye düşünürken Çömez’in paylaşımı imdadıma yetişmiş, tam da bu makalenin ruhuna uygun düşmüştü. Gelin, önce “Çömezgiller”in özlemini çektiği kutsal(!) modernizmin devrim tarihinde yazılan kahramanlık hikâyelerinde adaletin terazisi nasıl işlemiş onu bir hatırlayalım; sonra da Sonel’in Tunceli’de herkesçe bilinen ama kimsenin konuşmadığı başka vukuatlarını ele alalım.
Türkiye aslında geçmişte nasılmış, Türkiye Yüzyılının müellifleri o Türkiye’yi nereden alıp bugün hangi noktaya getirmişler, hep birlikte bakalım!.
*
Gülistan Doku hikâyesinin kötü karakteri o dönemlerde sosyal medya marifetiyle parlatılan, popülerliğinin zirvesinde bir vali: Tuncay Sonel. Hani derler ya şeyh uçmaz mürit uçurur diye! Bu vali de öyle. Yaptığı en basit işler bile sosyal medya marifetiyle sürekli köpürtülüyordu. Tabi o dönemlerde bunu fark etmek, anlamak imkânsızdı.
Ben bu şahsı işte tam böyle bir konjonktürde tanıdım.
Devletten aldığı desteği PKK terör örgütüne aktaran bir birlik hakkında suç duyurusunda bulunmak için Tunceli’ye gidecektim. Dönemin Elazığ valisinden benim adıma Tuncay Sonel’den randevu almasını rica etmiştim.
Tuncay Sonel beni kayyımlık yaptığı belediye binasında kabul etti. Sohbete başlar başlamaz, terörle mücadelede yaptığı kahramanlıkları anlatmaya başladı. Bir türlü konuya giremiyordum. Anlattı, anlattı, anlattı…
En son bir ara nefeslenecek gibi olduğunda tam da konuya girmiştim ki “Avukatım anlaşıldı! Gereği yapılacak…” deyip yine sazı eline aldı. Karşımda kahramanlığın vücut bulmuş hâli vardı! Ben devletin kaynaklarının PKK’ya aktarılmasının engellenmesi için Tunceli’ye gitmiştim ama karşımda zaten kahraman bir vali vardı!
O an elime bir silah verse muhtemelen vatan millet aşkıyla soluğu PKK ile çarpışmak için Kandil’de alırdım!
Tunceli’den döner dönmez gazetedeki köşemin başlığı “Kahraman Vali” olmuştu. Bir hafta sonra kahraman valimizi konuştuğumuz konu için aradım. Geçiştirdi. Bir hafta sonra yine aradım. Mazeret sundu, ilgileneceğim dedi. Sonraki hafta ne yazık ki ulaşamadım kahraman valimize!..
Saflığımla harmanlanmış salaklığımı geç fark etmiştim! Yaşadığım hayal kırıklığıyla “Şovmen Vali” başlığını atmıştım!
Karşımda, devletin terörle mücadelesindeki başarıyı sadece kendisine mal edip diğer tüm defolarını kamufle eden bir reklamcı vardı! Yazdığım ikinci yazıyla birlikte Tunceli’den dert yağmaya başladı…
*
Turhan Çömez’in isyanı! AK Parti’nin Türkiye Yüzyılı, bir vali, korkunç bir hikâye! Birbiriyle ilgisiz gibi görülen başlıklar. Bu başlıklardan yola çıkarak yapılan eski Türkiye güzellemeleri, eski Türkiye ile yeni Türkiye’yi mukayese etme ve “Tek Parti” dönemini adeta asrısaadet dönemi gibi gösterme gayreti…
Eski Türkiye’nin ne olduğunu anlamak için yakın tarihimizi iyi bilmek gerekiyor. Çömezgiller belki bilmez deyip size eski Türkiye’de yaşanan korkunç bir olayı hatırlatmak istiyorum.
Recep Zühtü Soyak… 1924 yılından sonra 3 dönem milletvekilliği yapmış. Soyak, sevgilisi Fatma Medine’yi 1935 yılında vurarak öldürüyor. Dönemin Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başhekimi Mazhar Osman’dan deli raporu istiyor ama başhekim vermiyor. Bunun üzerine Soyak başhekimin asistanı olan Fahrettin Kerem Gökay’dan istediği raporu alıyor.
Akıl ve sinir hastası olduğu gerekçesiyle Recep Zühtü Soyak yargılanmıyor.
Bir kadın cinayeti, deli raporu alarak yargılanmaktan kurtulan bir milletvekili!.. “Çömezgiller”in özlemini çektikleri, her fırsatta adaletin altın çağını yaşadığını iddia ettikleri anlı şanlı eski Türkiye!
*
Tuncay Sonel’e dönelim…
Devletle ilişkisi son yüzyılda hep netameli olan Tunceli, belki de ilk defa devletin yanlarında olduğunu düşünüyor. Tunceli’ye kulak verdiğinizde Gülistan Doku olayının daha nelerin ortaya çıkmasına vesile olabileceğini anlıyorsunuz.
O zaman Tunceli sokaklarında nelere konuşuluyor, bir kulak verelim…
Öncelikle terörle mücadelenin sahte kahramanının Tunceli’ye yapılan güvenlik kulelerini 95 milyon dolara kimlere, nasıl peşkeş çektiğini merak ediyorlar.
Gülistan Doku dosyasından tutuklanan Erdoğan Elaldı isimli biri var. Keşke polislerimiz Elaldı’ya “%10 Erdoğan” lakabıyla bilinen kişinin kim olduğunu, kimin Antalya’da milyonlarca dolar değerinde otelinin olduğunu sorsalar, Elaldı ve yakınlarının mal varlığını araştırsalar!
Tuncay Sonel’in Şanlıurfa’dan transfer ettiği kayyım belediye başkan yardımcısı Sami Doğan’ın kimdir? Sonel’le Sami’nin bağları, yapıp ettikleri araştırılsa mesela ne çıkar ortaya!
Ferhat Hanedan Güven kimdir? Tanıdığı örgüt kuryesi var mıdır? Hatta kendisi hakkında örgüt kuryeliği iddiası var mıdır? İddialar doğruysa devletin bir valisi olan Sonel’in bu kişiyle ilişkisi olabilir mi?
Sonel döneminde yapılan yeraltı çarşısının, iki süs köprüsünün, park dolgusunun, aydınlatma ihalesinin, 112 acil çağrı merkezi işinin geriye dönük maliyet hesabı yapılsa sonuç ne olur acaba?
Tunceliler incelenmesi gereken toplamda 230 ihaleden bahsediyorlar. Hatta belki inanmayan vardır diye de Adana ilindeki “SNL” isimli iş hanının kime ait olduğunun araştırılmasını istiyorlar.
Tunceli’ye bir dokunun, kaç bin ah işiteceğinizi göreceksiniz!
En azından Tuncay Sonel’in soruşturmalar açtığı, devletin malını kutsal bilen bürokratları dinleyin. Kime ne eziyetler etmiş, namuslu bürokratlar neleri engellemeye çalışmış?
Olmadı, Türkiye’nin en zor ilinde AK Parti’nin yükünü çeken kişileri dinleyin. Başlarına ne belalar açılmış, ne iftiralar atılmış, nelerin mücadelesini vermişler?
*
Çömez bir kere aklıma düştü ya, çıkması mümkün değil!
Eski Türkiye’ye dair bir başka bir olayı hatırlatayım…
1945'te Ankara'da Genelkurmay Başkanı Kâzım Orbay'ın oğlu Haşmet Orbay sevgilisi Dr. Neşet Naci Arzan'ı öldürüyor. Dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan cinayeti örtbas etmeye çalışıyor. Failin yerine arkadaşı Reşit Mercan'ı teslim ettiren Vali Tandoğan, basının takibi ve Yargıtay'ın kararı bozmasıyla ortaya çıkan skandal sonucu intihar ediyor; Genelkurmay Başkanı Orbay ise istifa ediyor.
Bu olay tarihe “Ankara Cinayeti” olarak geçmiştir.
Bir cinayet, Genelkurmay Başkanı’nın oğlu, vali!.. Buyurun size “Çömezgiller”in özlemini çektikleri, her fırsatta adaletin altın çağını yaşadığını iddia ettikleri anlı şanlı eski Türkiye!
*
Hani o meşhur Çin atasözü var ya, “İlginç zamanlarda yaşayasın!..”
Dünya bir altüst oluş yaşarken payımıza “Kötü zamanlarda kötü insanlarla yaşamak” düştü! Tuncelili bir tanıdığım bana Gülistan Doku olayıyla birlikte valiyi anlatırken şöyle bir cümle kurdu:
“Tuncay Sonel’i tanıdıktan sonra kafamda kötülüğe dair soyut ne kadar duygu varsa çok hafif kaldığını gördüm!”
Kötü insanlar demişken, Çömez ve zihniyeti ülkenin son 24 yılının Türkiye’nin faili meçhuller tarihinde yüz akı bir dönemi olduğunu bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Peki ama neden hep topluma kötülük, karamsarlık zerk ediyorlar?
Her nerede bir kötülük varsa, onu ortaya çıkaran savcılar/hakimler/polisler; devletin namuslu, dürüst savcıları, hakimleri, polisleri oluyor ve kötülük yapan herkes bir vesile AK Parti’ye ciro ediliyor. Ancak Ekrem İmamoğlu ve suç örgütüne dokunan savcılar, hakimler, polisler AKP’nin(!) savcıları, hakimleri, polisleri olurken Ekrem’e iftira atılmış oluyor!..
Yüzlerce ünlü uyuşturucu operasyonlarıyla gözaltına alınıyor. İçlerinden birkaç tane AK Parti ile yakınlığı olan bulunup bütün uyuşturucu rezaleti AK Partililere ciro edilirken kimsenin sesi çıkmıyor. Oysa bu gözaltına alınanlardan muhaliflere yakın olanlar söz konusu olduğunda neden ifşa ediliyorlar yaygaraları yükselmeye başlıyor.
Kimse kusura bakmasın. Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek tarih yazıyor.
Adaletin terazisinde slogan belli: “Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun!”
*
Tarihin çömezi Turhan bilmez ama Tunceliliye adaletten bahsettiğinizde gözlerinde hiç de hoş olmayan anıları/acıları canlanır. Tarihi tartışmaları bir tarafa, akıllarına Seyit Rıza gelir. O Seyit Rıza ki Atatürk’ün Elazığ’a gelişinden iki gün önce 15 Kasım 1937'de Elazığ Buğday Meydanı'nda idam edilir. Tuncelili adalet dediğinizde Seyit Rıza ve 7 kişi hakkında verilen şu kararı hatırlar:
"Maznunun behemahâl idamına, şahitlerin ise bilahare dinlenmesine!
Gülistan olayı için “devletteki çürüme” diye eski Türkiye hayalleriyle nutuk atan Ali Mahir Başarır bugün şöyle bir karar verilse ne der acaba?
“Maznun Ekrem’in behemahâl cezalandırılmasına, şahitlerin ise bilahare dinlenmesine!"
*
Tunceli’de bir Gülistan yaşadı…
Tunceli’den bir vali gelip geçti…
Artık Ankara’nın soğuk gri binalarında büyük devlet naralarıyla içi boş hamasi nutuklar atılmıyor.
Bundan sonra hiç kimse İstanbul’un mührünün verdiği güçle cumhuriyeti biz kurduk diyerek bu ülkenin gerçek sahiplerine meydan okuyup İstanbullunun hakkını gasp etmek için çıkar amaçlı suç örgütü kuramayacak! Kurmak isteyenin gözünün önünden Ekrem hiç gitmeyecek!
Artık herkes valilik makamının devletin namusu olduğunu bilecek. Bilmeyenin aklından Tuncay Sonel hiç çıkmayacak.
Farkında mısınız?
Tarihe şahitlik ediyoruz…
Siz, otel odalarında havluya dolananların Adalet Bakanı Akın Gürlek için attığı iftiralara bakmayın! Cumhurbaşkanımızdan aldığı güç ve cesaretle Sayın Gürlek tarih yazmaya devam ediyor.
Yeni sloganımız belli:
“Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun!”
O “Uç” Ekrem’se de fark etmiyor, vali Tuncay’sa da fark etmiyor, gözü doymayan müteahhitse de fark etmiyor, hedonizmin zirvesindeki çakma ünlüyse de fark etmiyor!..
Ben hiçbir sloganı bu kadar çok sevmemiştim!..
