BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

TERÖR SALDIRISIYLA SÖNEN HAYATLAR…

Görünürde sıradan bir akşam gibiydi… Ya da onlar öyle sanıyorlardı. Hainlerin pusuya yattıklarından haberleri yoktu. Onlar kendi hâllerinde yaşayan, güzel hayalleri olan, güzel insanlardı. Kimileri tatile gidiyor, kimileri sevdiklerine kavuşmanın telaşı içinde…

Ve hayatımızı kolaylaştırmak için orada bulunan havalimanı personeli… Yaşamlarını idame ettirmek, çoluğuna çocuğuna ekmek götürebilmek için o an onlar da oradaydılar.
Umut Sakaroğlu da onlardan biriydi. Gümrük muhafaza memuruydu. Henüz çok gençti. O gün her zaman olduğu gibi görevinin başındaydı. Silah seslerini ve silah seslerine karışan çığlıkları duydu önce... Seslerin geldiği yere doğru koştu hiç tereddüt bile etmeden... Kalaşnikof bir tüfekle insanlara ateş eden ve dehşet saçan teröristle karşı karşıya geldi. Canını düşünmeden silahını teröriste doğrulttu. Belki de ilk kez canlı bir hedefe ateş ediyordu. Terörist yaralandı ve yere düştü. Umut bir an yerde yatan yaralı teröristle göz göze geldi. Terörist can cekişiyordu. Tetiğe bir kez daha basmakla basmamak arasında kalmıştı genç adam. Bir an… Kısacık bi an… Hayatında daha önce hiç kimseyi öldürmemişti o… Bir cana, terörist bile olsa bir cana kıymalı mıydı… O vicdanıyla hesaplaşırken o kısacık anda vicdanı olmayan terörist ateş saçan gözleriyle ona bakarak üzerindeki bomba düzeneğinin pimini aniden çekti. Önce patlama, ardından dünya karardı. Cesur memur Umut Sakaroğlu gençliğinin baharında hayata gözlerini yumdu. Ölmeden önce belki teröristin tüfeğiyle ateş edeceği onlarca insanı kurtarmıştı. O kahramanca şehit oldu. Genç memur ailesinin umuduydu. O nedenle ailesi ona ‘Umut’ adını koymuştu. Umut cesurdu, yürekliydi, delikanlıydı. Ama hainlerin kalleşliğini hesap edememişti. O anda Umut gibi pek çok hayat söndü.
Gülşen Bahadır… Bilgisayar Mühendisiydi o… Lise ve üniversiteyi hep en iyi derecelerle bitirmiş, Atatürk Havalimanı’nda işe başlamış ve ailesinin daima gururu olmuştu. Gençti Gülşen… Henüz 20’li yaşlarındaydı… Hayat ona hep güçlü olması gerektiğini öğretmişti. Ayakları yere her zaman sağlam basan genç kız, ansızın bir terör saldırısına kurban gideceğini nereden bilebilirdi ki…
Yusuf Haznedaroğlu… Havalimanında çalışan, umut vadeden genç bir delikanlıydı. Uzun süredir sevdiği kızla nişanlıydı Yusuf. Haftaya cumartesi günü düğünü olacaktı. Gün sayıyordu sevdiğiyle vuslata erebilmek için… O kara akşam servis bekliyordu. Nişanlısıyla buluşacaktı. Kim bilir belki; “Birazdan servise bineceğim canım, geliyorum” diye mesaj çekmişti nişanlısına…. Sevdiğine kavuşmak için dakikaları saydığı o an ölüme gittiğini bilemezdi ki…
Ertan An… Turistlere tercümanlık yapıyordu genç adam… Yeni evliydi. Bir çocuğu vardı. Diğeri ise yoldaydı. Eşi 6 aylık hamileydi. O akşam gezdirdiği turistleri havalimanına getirmişti. Bir an önce onları uçaklarına bindirip evine gitmek, eşini ve yavrusunu kucaklamak için sabırsızlanıyordu. Eşinin karnına dokunacak, doğumu yaklaşan bebeğinin tekmelerini hissedecekti. Ertan An’ın, medyaya yansıyan eşiyle fotoğrafı, mutlu bir yuvası olduğunu anlatmaya yetiyordu. Ancak ne yazık ki o mutlu günler artık hatıralarda kalacaktı.
Erol Eskisoy… Ekmeğini taksi şoförlüğüyle kazanan, çevresinde sevilen bir insandı o… Hayırlı bir evlat, iyi bir eş, sevgi dolu bir babaydı. Yakınları gözyaşları içinde onu böyle anlatıyorlardı. O akşam bir müşteri getirmişti Atatürk Havalimanı’na... Ölüme geldiğini nerden bilebilirdi ki…
Özgül İde… Turizm Otelcilik bölümünden yeni mezun olan ve bir süredir iş arayan Özgül, Atatürk Havalimanı’nda işe kabul edildiğinde mutluluktan uçmuş, talih kuşunun başına konduğunu düşünmüştü. Kimbilir geleceğe dair ne hayaller kurmuştu. O gün yine büyük bir heyecanla gelmişti işine. En iyi şekilde verilen görevleri yerine getirmişti. O günün son günü olduğunu bilmeden…
Onlar yitirilen canlardan, sönen hayatlardan sadece birkaçıydı… Her bir yaşam ayrı bir hikâye, ayrı bir hüzün… Canımız yanıyor millet olarak… Her birimiz yüreğimizin en derininde hissediyoruz yitirilenlerin acısını… O an bizler de orada olabilirdik. Ya da canımızın bir parçası olan evladımız, eşimiz, yakınımız, sevdiğimiz… Ekranlara yansıyan yitirilen canların yakınlarından biri olabilirdik… Ağlayan analar, eşler, darmadağın olan yuvalar. Yürek dayanır mı bu acıya… Yeter artık diyorum bunu yapanlara. Bu mübarek günlerde, Allah’ın verdiği masum canlara kıyanlara, hangi sebep, hangi karanlık ideoloji uğruna olursa olsun yeter artık!!!
Allah bu hain saldırıda hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına ise sabırlar versin.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
592167 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/aslihan-oren/592167.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT