BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

OSMANLI’DA RAMAZAN BAYRAMI

Birlik ve beraberlik duygularının güçlendiği, manevi bağların kuvvetlendiği bir Ramazan Bayramı’nı daha geride bıraktık. Daha nice bayramlara inşallah… Sahip olduğumuz birbirinden güzel örf ve âdetlerin yaşatıldığı özel günlerdir bayramlar… Peki hiç düşündünüz mü yaşadığımız topraklarda bundan yüzlerce yıl önce nasıl kutlanırdı bayramlar? Osmanlı döneminde, saraylarda, konaklarda ve mahallelerde nasıl karşılanırdı… Bugün sizleri biraz geçmişe götürmek istiyorum...
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ramazan Bayramı'na "Iyd-i Said-i Fıtr" denirdi.
Osmanlı döneminde bayramlara büyük bir özen gösterilirdi. Zira Ramazan Bayramı Osmanlı’da, mübarek ay boyunca devam eden oruç ibadetine karşılık olarak ‘İlahi bir ikram’ olarak kabul edilirdi. Neşe ve mutluluk içinde karşılanır, bayram öncesi ise tüm Müslümanlar tarafından özel bir hazırlık yapılırdı. Her Müslüman evini bayrama özenle hazırlardı. Osmanlı Sarayı’ında ise bambaşka bir hazırlık olurdu.
Özellikle Yavuz Sultan Selim’in Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) hatıralarını taşıyan ve bizim Emanet-i Mukaddes yani Mukaddes Emanetler adını verdiğimiz eşyaların İstanbul’da korunmaya başlamasıyla birlikte...
Mukaddes Emanetler, Osmanlı İmparatorluğu için tabii her zaman çok önemli olmuş. Padişahlar onları hem büyük saygıyla, hem de büyük bir özenle korumuşlar. Ramazan ayının 15’inde, işte bu Mukaddes Emanetler’in bulunduğu bölüm özel bir törenle açılır. Sadece ramazanın 15’inde olduğunu belirtmekte fayda var ve o gün Cuma gününe denk gelirse bir gün erteleme durumu olabiliyormuş.. Açılmadan önce de birtakım hazırlıklar yapılıyor. Yani bunların hepsi ile ilgili bir kültür, bir gelenek, bir tören anlayışı geliştirilmiş.
Gül suyuyla temizlenirmiş bütün bu duvarlar, yerler ve tüm bu değerli eşyalar... Ve o temizlenen su da ayrıca muhafaza edilir, küçük şişelerde hediye olarak dağıtılırmış. Ne güzel değil mi?
Peygamber efendimizin  Hırka-ı Saadeti ise  altın bir  leğende zemzem suyu ile yıkanır, ondan sonra da o özel, kokulu bir buhurla kurutulurmuş. Bu ritüel her yıl aynı şekilde tekrarlanırmış Osmanlı’da.
Ve bayramda ise Hırka-i Saadetin bir ucunu padişah öper ve gözlerine sürer. Bir diğer ucunu ise onun izin verdiği kişiler; sadrazam, şeyhülislam ya da çok ileri gelen kişiler... Ne büyük şans...
Padişah sabah namazını Hırka-i Saadet Dairesi'nde kıldıktan sonra, bu yerin önüne taht konulurdu. Hükümdar tahta oturunca orada bulunan hocalar dualar okurlar, ardından görevliler onlara hediyelerini verirlerdi. Mehter çalmaya başlayınca topluluk hep bir ağızdan "Bu gibi günlere yetişmek her zaman müyesser ola" diye bağırırlar ve dua ederlerdi.
Bayramlaşma törenlerinde özellikle Fatih Sultan Mehmed tarafından bizzat hazırlanan kanunlardaki usul ve kaidelere özen gösterilirdi.
Bayramlarda, tören hazırlıkları ile Sarayın Teşrifat Kalemi ilgilenirdi.. Ramazan Bayramı namazı ve bayramlaşma merasimine katılacaklara davet tezkireleri önceden dağıtılırdı.

Tören sırasında ise kimin nerede duracağı en küçük ayrıntısına kadar belliydi. Örneğin padişahın oturduğu tahtın arkasında sağda harem ağası, solda da silahdar bulunur, Veziriazam, kazasker gibi görevliler etek öperken padişah ayağa kalkardı. Şeyhülislâm ise padişahın önünde eğilir ve elini öperdi. El etek öpme işlemini bitiren görevliler kendileri için belirlenmiş yere geçerek tören müddetince ayakta dururlardı. Kapıkulu ocaklarının üst düzey subayları da bu bayramlaşmada bulunurdu.
Törenin bitiminden sonra padişah Has Oda'ya geçerek üstünü değiştirirdi. Bayram namazı Ayasofya Camii'nde kılınırdı.
Padişah haremden çıkıp, özel olarak süslenmiş atına biner ve Babüsselam Kapısı önünde kendisini bekleyen devlet adamlarıyla birlikte camiye doğru yola çıkardı. Devlet ileri gelenleri rütbelerine göre atlı veya yaya olarak padişahı takip ederlerdi. Namaz kılındıktan sonra da aynı düzen içinde saraya geri dönülürdü. Bayram namazı için yapılan bu gidiş ve dönüşe "bayram alayı" denilirdi. Sarayda bayramlaşma devam ederdi.
Bayramlaşma, bugün olduğu gibi Osmanlı döneminin de olmazsa olmazlarındandır. Osmanlı mahallelerinde de bayram namazından sonra bayramlaşmalar başlar, herkes birbirinin bayramını kutlar.  Büyüklerin elleri öpülür, hayır duaları alınırdı. Bayram namazından sonra, kabir ziyaretleri yapılır, kaybedilen aile büyüklerine dualar okunurdu. Bayramlar aynı zamanda akrabalarla bir araya gelmek için bir vesile olarak kabul edilirdi. Görünüyor ki geçmişten bugüne çok fazla şey değişmemiş aslında. Ne mutlu bize...
Bu özel günlerimizi, günümüzde de hâlen devam eden  bayram âdetlerimizi her zaman hatırlayalım, elimizden geldiğince uygulamaya gayret edelim. Daha nice bayramlara İnşallah...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
592264 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/aslihan-oren/592264.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT