BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DEVLETİN BAŞI, ORDUNUN DA BAŞI OLMALI…

Son günlerde ülkemizin en önemli gündem konularının başında Yeni Anayasa ve bu kapsamda da Başkanlık Sistemi gelmektedir… Aslında son günlerin değil son yılların, belki de son 10 yılın en çok konuşulan ve tartışılan konusu bu.
Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Toplumun tüm kesimlerini çok yakından ilgilendiren ya da tüm kesimlerin çok yakından ilgileniyormuş gibi davrandığı bu konu acaba gerçek anlamda ne kadar biliniyor ve ne kadar bir farkındalık var çok merak ediyorum…
Mevcut Anayasa hakkında kaç kişi bilgi sahibi… Ya da Yeni Anayasaya neden ihtiyaç var? Bir diğer husus da Başkanlık Sistemi hakkında toplum olarak ne kadar bilgiliyiz?
Tabii ki herkesin bu konuyu bilmesi gerekmiyor. Sonuçta ciddi bir uzmanlık, derin bilgi birikimi gerektiren konular bunlar.. Gelişmiş toplumlara baktığımızda böylesine önemli konular gündeme geldiğinde, o ülkenin aydınları, entelektüelleri, bilim insanları, sivil toplum kuruluşları, siyasileri ya da medya mensupları toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme adına, herkesin anlayabileceği tarzda ve dilde bir bilgilendirme, aydınlatma süreci başlatırlar.. Ve bu süreçte sadece konunun uzmanları konuşur ve konuşturulur…
Günün sonunda da toplumun tüm kesimlerinde ortalama bir fikir ve kanaat oluşur... Süreç içerisinde de insanlar gelecek yaklaşımlarını ve kararlarını buna göre şekillendirirler.
Sizce bizde durum nedir?.. Ülkemiz ve geleceğimiz için bu kadar hayati önem taşıyan Başkanlık Sistemini her fırsatta gündeme getiriyoruz. Peki ne şekilde ve nasıl anlatılıyor... Sanki Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın tek başına bir isteğiymiş gibi ya da ona daha fazla imtiyazlar sağlamaya yönelik bir yaklaşımmış gibi, ya da onun kişisel iktidarını uzatmaya yönelik bir gayretmiş gibi anlatılıyor… İşte en büyük yanlış bu.
Ya da bu kadar önemli bir konunun özünden uzaklaşarak Sayın Bahçeli’nin neden hükûmete destek verdiği, başka mecralara taşınarak yine asıl amacından uzaklaştırılmaya belki de saptırılmaya çalışılıyor...
Geçmiş tarihlere ve ülke olarak yaşanmışlıklarımıza bakarak herkesin anlayacağı şekilde birkaç hususu sizlere belirtmek istiyorum…
Birincisi; Türk Milletinin 5 bin yıllık tarihi boyunca milletin bir tek lideri olmuştur. Bunun adına ister Kaan deyin, ister Hakan deyin, ister Sultan deyin, ister Padişah deyin. İsterseniz de Başkan deyin.
İkincisi; Geçmişte hep devletin başı aynı zamanda ordunun başı olmuş. Ordunun başı da aynı zamanda devletin başı olmuştur.
Sonuç; Geçmişe dönüp baktığımızda, 5 bin yıllık şan ve şerefle dolu bir tarihi var etmişiz. Sonunda da 600 yıllık bir imparatorluk hâline gelmişiz.
Ne zaman ki devletin başı ordunun başı olmaktan çıkmış -ki Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyet dönemi buna en güzel örnektir- ordu her fırsatta isyan etmiş, kalkışmada bulunmuş, ya da cumhuriyet dönemi boyunca olduğu gibi her 10 yılda bir ihtilal yapmıştır…
Bakınız son dönem ihtilallerinin ve son 15 Temmuz darbesinin altında yatan temel sebep aslında budur… Ordunun başı, "devlet benim ve ben nasıl istersem devleti öyle yönetirim" diyerek ne anayasa tanımış, ne kanun kural tanımış, ne de hükûmet ve meclis tanımıştır...
Ordu, devletle kavga etmiştir, milletle kavga etmiştir, hatta milletin temel değerleriyle kavga etmiştir… Sonuç olarak son 200 yıldır ordu millet-ordu devlet kavgası bitmemiştir. Görünen o ki böyle giderse de bitmeyecektir…
Öyleyse bizim ihtilallerle, darbelerle, ordu millet-ordu devlet kavgasıyla kaybedecek vaktimiz yoktur… Devletin başı, ordunun da başı, milletin de başı olarak, gerekeni yapmalıdır..
Bu konuda acilen yeni bir anayasayla yeni bir başkanlık sistemini bir an önce hayata geçirmek zorundayız… Değilse bu gündelik oyalanmalar, kişisel ve siyasi kaygılar uğruna ülkemiz için önümüze gelen tarihî fırsatları kaçırıyoruz, kaçırmaya da mahkûmuz…
Türk Dünyası bizi bekliyor, İslam Dünyası bizi bekliyor, hatta bütün insanlık bizi bekliyor diyebiliriz.
Ne diyordu Mehmet Akif Ersoy:
“Virânelerin yasçısı baykuşlara döndüm,
Gördüm de hazânında bu cennet gibi yurdu.
Gül devrini bilseydim onun, bülbül olurdum;
Yâ Rab, beni evvel getirseydin ne olurdu..."
Gül devirleri bizi bekliyor. Milletimizin buna ihtiyacı var. Hatta bütün insanlığın...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
594310 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/aslihan-oren/594310.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT