BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"BU BÜYÜKLERE KAVUŞMAK NASİP İŞİDİR’’

Ey mavi sema! İnsaf et de öyle söyle!

Bu ikisinden hangisi, daha hoşdur şöyle
Işık saçan güneşinin, çıkışı mı şarkdan,
Cihan dolaşan ayımın, doğuşu mu Şam’dan?
​              ***
Gidilecek yol uzundur pek,
Uygun olmaz kavuştum demek…
​              ***
Evet, Mektubat’ta bu muhteşem, insanın kalbine işleyen beyitlerden yüzlerce var... Her sayfasında ayrı bir nur, ayrı bir huzur, ayrı bir tat var… Peki, Mektubat kitabı nedir ve kime aittir… Ben de bundan tam 8 sene önce öğrendim... O günden beri baş ucumdan ayırmadığım en kıymetli kitaplarımdan biridir…
Mektubat; İmam-ı Rabbânî hazretlerinin talebelerine ve zamanının ileri gelenlerine yazdıkları mektupların toplandığı bir kitaptır... Yazdığı metinlerde ve beyitlerde birçok nasihatler bulunmaktadır…
Peki, bu muhteşem kitabı, kalplere işleyen satırları yazan mübarek zat İmam-ı Rabbânî kimdir?
İmam-ı Ahmed Rabbânî hazretleri, Hindistan'da yetişen velî ve âlimlerin en büyüğüdür. Kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen İslâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür. Hicrî ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı "Müceddîd-i elf-i sânî", Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için "Fârûkî" nisbesiyle anılmıştır. 1563 (H. 971) senesinde Hindistan'ın Serhend şehrinde doğmuştur. İlk tahsiline, büyük âlim olan babasından ders alarak başlamıştır. Küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberlemiştir. Sesi güzel olduğundan, Kur'ân-ı kerîmi bülbül gibi okurdu. Sonra zamanın meşhur âlimlerinden İslami ilimleri tahsil ederek büyük bir âlim oldu.  On yedi yaşında iken tahsilini tamamlayıp, bütün ilimlerden icazet aldı. 
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, benzeri az yetişen, müstesna bir İslâm âlimi ve büyük bir mürşid-i kâmildir… Şükürler olsun ki bu mübarek zatın kabr-i şerifini ve dergâhını ziyaret etmek bana da nasip oldu…
Geçtiğimiz gün gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret beni inanılmaz heyecanlandırdı... Zira tam 8 senedir bu anı bekliyordum… Ne garip değil mi imkânınız olsa da bunca sene gidememek… Aslında tuhaf değil… Çünkü bu büyükler ne zaman bizleri huzurlarında isterlerse, o zaman çağırırlarmış ve nasip olurmuş...
İşte bu yüzden ne kadar istesek de, hazırlık yapsak da son anda bir şey çıkıyor ve her seferinde ziyaretimiz iptal oluyordu... Nihayet sonunda o şerefe nail olduk... Ve nasiplendik…
Uçağa bineceğimizin bir önceki gecesi âdeta geçmek bilmedi... Bir türlü sabah olmuyordu heyecanımdan... Hayatımda ilk defa bir yolculuk için bu kadar heyecanlandım ve sevindim… Bu duygu sanki sevgiliye kavuşmak gibiydi…
Ve nihayet Hindistan’ın Serhend şehrine gelebilmiştik… Dergâha varacağımız yol bitmek bilmedi... Bir de üstelik bu yolculuk o gün Hinduların festivallerinin olduğu güne denk gelmişti… Yolların çoğu kapalı, müthiş bir trafik ve âdeta yollarda insan seli vardı… Allah yardım etti ve saatler süren yolculuğun ardından kabrin bulunduğu yere gelebildik…
Dergâhın kapısına geldiğimizde ise heyecanım giderek daha da arttı… Hâlen inanamıyordum orada olduğuma... Büyük cami kubbesini görünce başladım şükretmeye... 
Kapı açıldı ve içeri girdik... İnanılmaz bir şey oldu o anda sanki... O dışarıdaki gürültü, karmaşa, kötü kokular bir anda gitti; yerini mis gibi bir koku ve tertemiz bir avlu aldı...
Selam ve dualarla İmam-ı Rabbânî hazretlerinin huzurlarına vardık çok şükür... Gerçek sevgiliye kavuşmayı işte o zaman anladım... Gözlerimden akan mutluluk gözyaşları eşliğinde hem evlatlarımız, hem büyüklerimiz, hem sevdiklerimiz, hem milletimiz, hem devletimiz için dualarımı ettim… Ellerimi açıp dua ettikçe içimi bir huzur kapladı… Mübareğin kabrinin ruhaniyeti  aslında her şeyin boş olduğunu, bu dünyanın ne kadar da anlamsız olduğunu anlatıyordu bana...
Ne zaman içim sıkılsa, yavrularımdan birinin ateşi çıksa, hasta olsalar elim hep Mektubat’a gider, okur ve rahatlardım… Şimdi ise bu hazineme İmam-ı Rabbânî hazretlerinin dergâhından çektiğim kabir resimleri de katıldı… Ne mutlu bana... Duanın gücüne inananlardanım... Büyüklerin, mübarek zatların dualarını almanın ne kadar önemli olduğunu bilenlerdenim çok şükür… İnşallah da ömrümün sonuna kadar büyüklerimizin dualarını almak nasip eder cenâb-ı Allah... Maazallah tersini düşünmek bile istemiyorum...
Şükürler olsun ki huzurlarına çağrılmam nasip oldu ve dualarımı edebildim... İnşallah bir dahaki sefere evlatlarımla gitmeyi nasip eder Rabbim… Yeter ki onlar bizi çağırsınlar…
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
594837 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/aslihan-oren/594837.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT