Bülent Korkmaz Milli Takımı değerlendirdi: Arada dağlar kadar fark var!
Efsane kaptan Bülent Korkmaz, 2002 kadrosu ile şimdiki nesli kıyasladı: Bizde özgürlük vardı, bugünkü ekip ise çok kaliteli ve tam bir sistem takımı.
- Bülent Korkmaz, 2002'deki kadrolarıyla bugünkü takımı imkan, fırsat, antrenman modelleri, oyun sistemi, taktik anlayış, tempo, hız ve çabukluk bakımından kıyaslamanın doğru olmadığını belirtiyor.
- Bugünkü futbolun sisteme bağlılık, disiplin ve bütünlük üzerine kurulu olduğunu vurguluyor.
- 2002'de bireysel yeteneklerin, özgüvenin ve daha fazla fedakarlığın ön planda olduğunu ifade ediyor.
- Bugünkü A Millî Takım'ın geçmişe göre daha zengin, derin ve rekabetçi bir havuzu olduğunu düşünüyor.
- Genç yeteneklere fırsat verme konusunda yerli teknik adamların daha cesur olması gerektiğini, Arda Güler'i ise gerçek bir dünya yıldızı olarak tanımlıyor.
- Teknik Direktör Montella'nın iyi bir nesil yakaladığını ve mevcut durumda santrfor eksikliği nedeniyle 4-6-0 sisteminin doğru bir tercih olabileceğini belirtiyor.
HASAN SARIÇİÇEK - Türkiye, 2002’de Dünya Kupası’nda üçüncü olarak tarih yazmıştı. Ve o dönemin kaptanı efsane Bülent Korkmaz’dı. Şimdi de 24 yıl aradan sonra yeniden dev organizasyonda yer almamıza sadece bir 90 dakika kaldı. Sözü o günün kahramanlarından Bülent Korkmaz’a verip dünü ve bugünü değerlendirmesinin istedik... İşte efsane kaptanın beyin fırtınası tadındaki röportajı...
FUTBOL ÇOK DEĞİŞTİ
- Bugünkü A Mîllî Takım ile kendi dönemlerinizdeki kadroyu kıyaslarsanız, neler söylersiniz?
- İmkân ve fırsat anlamında o gün ile bugün arasında dağlar kadar fark var. Antrenman modelleri, oyun sistemi, taktik anlayış, tempo, hız ve çabukluk bakımından iki dönem birbirinden çok farklı iki takım arasında kıyaslama yapmak asla doğru olmaz.
ARTIK DİSİPLİN ÖN PLANDA
- Peki, oyun anlayışı ve taktik bakış...
-O gün bireysel yeteneklerin, öz güvenin, özgür oyun ve daha fazla fedakârlığın yapıldığı bir dönemdi. Bugün öyle mi? Hayır! Bugün tam anlamıyla sisteme bağlılık var. Oyuncunun yeteneği ne olursa olsun kimse modern futbolun gerektirdiği sistem oyununun dışına çıkmıyor. Tam bir turnuva takımı disiplini ile sistemin içinde hareket ederek inanılmaz bir bütünlük sergileniyor. Bu da hem yüksek saygı uyandırıyor hem de başarıyı getiriyor.
BUGÜN KALİTE DAHA İYİ
- 2002 Dünya Kupası’na giderken millî takım havuzu bugünkü zenginlik, derinlik ve rekabet anlamında uluslararası tecrübeye sahip miydi?
- O gün, bugünkü millî takımın sahip olduğu genişlik, güç ve kaliteye sahipti diyemem. Ancak o günkü şartlarda Dünya Kupası’na katılmayı başararak o takım mevcut ortamda bir ilke imza attı. Finallerde de çok iyi mücadele ortaya koydu. Dünya üçüncüsü olduk, yapabileceğimizin en iyisini yaptık şampiyon Brezilya’ya iki maçta da kök söktürdük. Güney Kore’yi evinde 3-2 yendik. Fair Play adına herkesin gönlünü kazandık Koreliler bile Türkiye’yi ayakta alkışladı, turnuvanın takımı olduk.
BİZ ÖZVERİYLE OYNADIK
- Hangisi altın nesil? Sizin kaptanlığını yaptığınız takım mı yoksa bugünkü takım mı?
- Bu tür bir değerlendirme doğru olmaz. Ancak benim kaptanlığım döneminde Rüştü, Alpay, Fatih Akyel, Ümit Davala, İlhan Mansız, Hasan Şaş, Yıldıray Baştürk, Hakan Ünsal, Ergün Penbe ve diğer arkadaşlarımın hepsi harikaydılar. Hepsi çok büyük özveriyle mücadele ettiler.
BU TAKIMA GÜVENİM TAM
- Dünya Kupası’na gidersek bu kadro ne yapabilir?
- İnanıyorum, bu takıma güvenim tam . Çünkü en iyisini yapabilecek yeteneğe, tecrübeye, kaliteye ve güce sahipler. Mükemmel bir sistem ve turnuva takımı oldular. Şu ana kadar iyi maçlar çıkardık ancak futbol öyle bir oyun ki insanlar ‘başarı’ denildiğinde sonuca bakıyorlar. O yüzden hedef hedef bakmak lazım. Önce Kosova maçını kazanmalıyız o engeli aşamazsak sonrasını konuşamayız. Kazanmak da kolay değil çok dikkatli olmalıyız.
KOSOVA SAVAŞÇI BİR EKİP
- Kosova çok mu güçlü?
- Kosova yeni ama çok savaşçı bir takım. Deplasmanda Slovakya karşısında inanılmaz bir maç çıkardılar. Ancak bizim A Millî Takım bana ümit veriyor. Kosova engelini de aşıp finallerde Türkiye’yi en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum.”
TÜRK HOCALAR CESUR DEĞİL
- Yabancıya tanınan kredi yerli teknik adamlarımızdan neden esirgeniyor?
- Futbolun dili ortak. Aslında ne teknik adam bazında ne de oyuncu olarak yerli ile yabancı arasında bir fark yok. A Millî Takımımız Avrupa üçüncülüğünü Fatih; Dünya Kupası ve Konfederasyon Kupası üçüncülüğünü Şenol Hoca’mızla yaşadı. Mustafa (Denizli) Hoca’mla çeyrek final oynadı. Ancak yerli - yabancı tercihini yönetciler yapıyor. Futbolcu, hoca yerli mi, yabancı mı ona bakmaz. Oynayacağı futbola odaklanır. Oyuncu bazında da bu böyle. Bizim “yetenek” diye bir sorunumuz yok. Belki de Avrupa’da “üstün yetenekli oyuncu potansiyeli en yüksek” ülkelerden biriyiz.
ARDA BİR DÜNYA YILDIZI
- Peki sıkıntı nerede?
- Bir öz eleştiri yapacak olursak sıkıntımız şu; genç yeteneklere fırsat ve süre tanımak anlamında yabancılar kadar risk alamıyor bizim yerli hocalarımız. Bu noktada daha cesur olmalıyız. Bakın Arda Güler, genç yaşında Real Madrid’de oynuyor. Sadece oyun aklı ve takıma katkısıyla değil duruşu, karekteri ve herkesin saygısını kazanmış model hâliyle gerçek bir dünya yıldızı o. Bütün dünya Arda Güler’e hayran.
‘MONTELLA İYİ NESİL YAKALADI’
- Montella’nın avantajları ve dezavantajları neler?
- Montella çok iyi bir nesil yakaladı. Arda Güler, Barış Alper Yılmaz, Kaptan Hakan Çalhanoğlu, Zeki, Orkun, Ferdi, Uğurcan, Abdülkerim, Kerem hepsi büyük değerler. Bu temeli de Mircea Lucescu attı. En büyük avantaj bu. Montella bu çocuklara inandı ve tecrübesini, kalitesini ve yüreğindeki coşkuyu kattı. Sonuçta çok iyi bir takım ve muazzam bir atmosfer yakalandı.
‘HOCANIN ELİNDE SANTRFOR YOK!’
- Montella’nın oynattığı 4-6-0 doğru bir sistem mi?
- Santrforsuz oyun ya da 4-6-0, Montella’nın tercihi değil ama elinde santrfor oynatacağı oyuncu yok. A Millî Takım’a oyuncu veren dört büyüklerin hatta diğer takımların hepsinde golcüler yabancı. Romanya maçında 4-6-0 doğru tercih oldu. O takımı, o savunmayı Barış Alper Yılmaz, Kenan ya da Kerem’i santrfor olarak açamazdım. Belki Kenan o mevkide düşünülebilirdi ama o zaman da sol kanadı bozardı. Bence doğrusu bugün için buydu.
‘BAŞARILAR, BİRLİK OLMANIN ESERİ’
- Peki başarı tesadüf mü sizce?
- Özetle başarılar tesadüf değil; istikrarlı, planlı bir çaba ve muazzam bir bütünleşmenin eseri. Nitekim Avrupa Uluslar Ligi’ndeki tırmanış, Avrupa Şampiyonası’ndaki başarı ve bugün sürdürülen Dünya Kupası ümidi ile asıl büyük bir hedefe odaklanmak adına fizik, kondisyon, güven ve moral anlamındaki kazanımlar bunun karşılığı.
