PISA’nın şifresi vesayet kırıldı! Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 2015 sonrası sıçramaya dikkat çekti
Bakan Tekin, PISA başarısını anlatırken 2013’te başlayan dershane mücadelesine ve eğitimdeki vesayet yapısının kırılmasına işaret etti. FETÖ’nün eğitim alanındaki yapılanmasına yönelik mücadelenin de gündemde olduğu dönemi hatırlatan Tekin, OECD yetkililerinin 2015 sonrası Türkiye’nin eğitimdeki olağanüstü sıçramasına dikkat çektiğini söyledi. PISA araştırmasında okulların ve öğrencilerin bakanlık tarafından seçildiği yönündeki iddialara da cevap veren Tekin, bütün okul listesinin OECD'ye verildiğini ve seçimlerin onlar tarafından yapıldığını söyledi. Bakan Tekin "Araştırmaya katılacak öğrencileri bile biz bilmiyorduk" diyerek sürece hiçbir şekilde müdahale edilmediğini belirtti.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarının açıklandığı Slovakya’nın başkenti Bratislava’da gazetelerin eğitim editörleriyle bir araya geldi. Bakan Tekin, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin eğitim göstergelerinde gerileme yaşadığı, Türkiye’nin ise üç alanda da dikkat çeken bir başarı ortaya koyduğu PISA sonuçlarının arka planını anlattı. Tekin, 2013’te dershane meselesiyle başlayan mücadelenin eğitim üzerindeki vesayeti kırmayı hedeflediğini belirterek, “2015’ten sonra Türkiye’nin yaşadığı olağanüstü sıçramanın” bu dönüşümün sonucu olduğunu söyledi. PISA başarısının ardından yöneltilen eleştirilere de cevap veren Tekin, okulların ve öğrencilerin bakanlık tarafından seçildiği iddialarını reddetti. Örneklemin tamamen OECD tarafından belirlendiğini vurgulayan Tekin, bakanlığın seçim sürecine hiçbir şekilde müdahale etmediğini ifade etti. İşte Bakan Tekin’in açıklamalarında öne çıkanlar...
MÜDAHALEMİZ YOK
Örneklem tespitini sadece OECD ile yani PISA ile ortak yapıyoruz. Öğrenci sayımız içindeki oranlara göre okulları veriyoruz. Biz tüm okulların listesini veriyoruz, onlar seçiyor. Hatta deprem bölgesinden illerden de var. Yani dezavantajlı olduğunu varsaydığımız bölgedeki okullar da yer alıyor. Okulları OECD seçti. Biz okullara hiçbir şekilde karışmadık. Öğrencileri de okulları da OECD belirledi. Bizim zaten müdahale etme yetkimiz de yok. Özel okullar da var. Hepsi örneklemi temsil ettiği kapasiteye göre seçiliyor. TIMSS’de de eleştirildik. Bizim okul seçme imkânımız yok. Bu kısma hiç müdahalemiz yok.
ÖĞRENCİLERİ BİLMİYORDUK
Biz bu araştırmaya katılacak öğrencileri de önceden bilmiyorduk. OECD öğrencileri sınavı uygulayacağı tarihe yakın seçti. Yani bir erişim ya da başka özel bir ilgi olmasın diye bunu yaptı. Bize sadece sonradan valilikler üzerinden sınavın gerçekleşmesi için tedbirler aldık, normal ÖSYM sınavları gibi yapıldı.
KARARLI BİR ADAM LAZIMDI
Bu hikâye için bir kere kararlı ve istikrarlı bir adam lazımdı. 2013 yılında dershane mevzusu başlarken, Türkiye’de eğitim sisteminin başarılı olmasının yegâne yolunun, eğitimin üzerindeki vesayet çemberinin kırılması olduğunu söylemiştim. O günleri hatırlayın; Millî Eğitim Bakanlığının ders kitaplarının kapağını kimse açmıyordu. Yıllarca çocuk okula gidiyor ama dershaneler her şeyi 6 ayda öğreteceğini iddia ediyor. Yani 6 ayda ne öğretiyorsun? Bu, eğitimde attığınız adımların birileri tarafından manipüle edildiğini gösteriyordu. Mevzu sadece sınav başarısına odaklanıyordu.
BAŞLATTIĞIMIZ KAVGA...
Dershanecileri topladık, “Programlarınızı, müfredatınızı getirin onaylayalım; Millî Eğitim müfredatıyla uyumlu hâle gelsin.” Getirmediler. Yani Millî Eğitim’in öğretmeni, kitapları, okulları başarısız, herkes başarısız ama dershaneler başarılı… Olacak şey mi? Devletin, milletin, memleketin eğitim politikasını o zaman dershane belirlemiş oluyordu. Biz o kadar para harcıyoruz, atama yapıyoruz, ders kitabı basıyoruz, okul yapıyoruz ama hepsi boş. Bizim o gün başlattığımız kavga, “Bu vesayeti kaldıralım” mücadelesiydi. Dershanelerin yerine açılan kurslar ise Millî Eğitim müfredatı ile Talim Terbiye Kurulu onayı ile oldu. Ben o zaman “Bunu kırarsak eğitimde yaptığımız altyapının sonuçlarını almaya, eğitimin üzerindeki vesayet şapkasını, vesayet çemberini kırmış oluruz.” dedim.
HİKÂYENİN ASIL ÖZÜ...
OECD Eğitim ve Beceri Direktörü Andreas Schleicher bile bana ”2015’ten sonra Türkiye’nin yaşadığı olağanüstü sıçramayı diğer ülkelere anlat” dedi. Biz sadece öğretmen, okulları daha dominant hâle getirdik. Hikâyenin asıl özü bu. Ne kadar derslik yaparsan yap, ne kadar öğretmen atarsan ata, bunların hiçbir karşılığı olmaz. Çünkü senin yaptığın işi sabote eden, onu gölgeleyen başka bir yapı var. Biz o yüzden okullara kendi kitaplarımızı dağıttık, kaynak kitapları kaldırdık. “Öğrencilere öğrenebildiklerinden fazlasını yüklerseniz öğrenme kayıplarına sebebiyet verirsiniz” diyerek Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni oluşturduk. Bu model ile müfredat yüzde 35 oranında azaltıldı. Şimdi öğretmenler rahat, etkinliklere vakit buluyorlar.
SINIF MEVCUTLARI AZALDI
Eğitim öğretim ortamının iyileştirilmesi için attığımız adımlar var. Bir sırada dört öğrenci otururken şimdi ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 12-13’lere düştü. Öğrencinin konforu arttıkça yani eğitim öğretim ortamı daha nitelikli hâle geldikçe başarı da beraberinde geliyor. Biz okulların mimarisi ile ilgili sıfırdan çalışma yaptık, okulların daha ergonomik ortamlarda eğitim vermesiyle ilgili çalışma yaptık. Teknolojik altyapıyı güçlendirdik. Şu anda 660 bin sınıfımızda 660 bin tane etkileşimli tahta var, bu büyük bir rakam. Öğretmenlerimiz istediği an internetten, EBA’da Talim Terbiye’nin onayından geçmiş eğitim içeriklerine erişebiliyor. Bunların hepsi eğitimde niteliği artırdı.
KADEMELİ YÜKSELDİK
2015’ten sonra tırmanışa geçmeye başlıyoruz. Sıfır noktasından kalkıp da bu noktaya gelmedik. Kademeli bir yükseldik. En anlamlı yükseliş olduğu için dikkat çekiyor. Ama yanına son açıklanan TIMSS verilerini de koyduğumuz zaman istikrarlı bir yükseliş olduğunu görmek mümkün.
VELİLER AZ İLGİLENİYOR
Şu anda öğretmenlerimiz üzerinde en ciddi sorunu aileler oluşturuyor. Aile okul seçiyor, öğretmen seçmeye çalışıyor, seçtiği öğretmeni yönetmeye çalışıyor. Sadece Türkiye’nin problemi değil, dünyada da artık böyle bir sorun var. Veliler, çocuklarının eğitim öğretim süreçleriyle daha az ilgilenmeye başlamış. Bir önceki döngüye göre dünya genelinde 6 puanlık bir azalma. Bizim şu anda odaklanacağımız şey burası. Bunu sağlıklı hâle getirirsek çok şeyi aşacağımızı düşünüyorum. Çocukların kendini güvende hissetmemeleriyle ilgili kırılmalara baktığımızda bunun daha çok sosyal medya, siber zorbalıkla ilgili olduğunu görüyoruz. “Hiç bu tür şeye maruz kaldınız mı?” sorusuna hemen hemen 100 öğrencinin 90’ı “evet” diyor. Mesela, “Arkadaşlar WhatsApp grubu kurdu, beni almadılar.” Ya da “WhatsApp grubundan beni attılar.” Bunları çok yoğun bir şekilde öğrenciler kullanmaya başladılar, yani buradan rahatsızlıklarını dile getirmeye başladılar. Diğer fi ziki tedbirlerle ilgili İçişleri Bakanı’mız da açıklama yaptı, aldığımız tedbirleri uygulamaya geçirdik zaten.
MUHALEFET NE DEMİŞ CİDDİYE ALMIYORUM
PISA başarısı sonrası bazı sendikalarda ve muhalefet cephesinde sessizlik var. Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konulara takılırsak eğer... Ben kimin ne söylediğine çok takılmıyorum. Bizim yaptıklarımızı anlatmamız lazım. Kendi adımıza bu söylemi inşa etmemiz lazım. Yani bunları ciddiye alarak, bunlardan etkilenerek “Ya onlar bunu söyledi, böyle bir eleştiri var”, oradan hiç yürümüyorum ben. Zaten onu yapmadığım için de rahatım. Hiç bakmıyorum yani.
Yurt dışı eğitimde ulaşılabilir maliyet arayışı: Balkan ülkeleri son yıllarda alternatif oldu
SINAV BASKISINI AZALTMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ
Türkiye'deki ölçme değerlendirme mekanizmasını iyileştirmemiz gerekli. Çocuk Türkçe dersi alıyor ama bakıyorsunuz beklenen düzeyde Türkçe konuşamıyor, yazamıyor. Çünkü öğrettiğimiz ve öğrettikten sonra da öğrettiğimizi nasıl, neyle ölçtüğümüz de önemli. Yabancı dil de böyle. Yabancı dilde de bakıyorsunuz, çocukları sadece ölçme sistemimizden kaynaklanan, gramatik bilgiye dayanan bir şeyle ölçüyorduk. 2023'te Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı dersinde ölçme değerlendirmeyi dört beceri üzerinden yapmaya başladık. Yani TOEFL sınavlarındaki gibi çocukların okuduklarını anlama, yazma, konuşma yani kendini ifade etme ve dinlemeyi dikkate aldık. Aynı şeyi yabancı dil sınavları için yaptık şimdi. Çocukların kendini hazırladıkları bu sıralama sınavları doğal olarak eğitim sistemimizi etkiliyor. Oradaki baskıyı azalttıkça buradaki başarının daha da artacağını düşünüyorum. Oradaki baskıyı azaltmamız lazım. Sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarının sayısı ve kontenjanını azaltmamız gerekiyor. Orada kademeli bir politika takip ediyoruz.
HEDEF İLK 5
OECD Genel Sekreter Yardımcısı Ruzicka, "OECD üyeleri içerisinde Türkiye'nin sürekli ilk 5 içerisinde olmasını arzu ediyoruz" dedi. Elbette bizim de asıl hedefimiz OECD ülkeleri içinde ilk 5 içinde yer almak ve kalıcı olmak. Bundan böyle araştırma 4 yıllık oldu. Bir sonraki uygulamanın tarihi 2029.

