TEDMEM 11 ülkeyi inceledi, dikkat çeken tespitler var! Yeni çağın görünmeyen tehlikesi: Dijital diktatörlük
TEDMEM’in yapay zekâ raporu, teknolojik dönüşümün karanlık yüzünü ortaya koydu. Yapay zekânın birkaç küresel şirketin kontrolünde toplanması, insanların dijital ayak izleri üzerinden ölçülüp sınıflandırılması ve davranışların algoritmalar tarafından yönlendirilmesi riskine dikkat çekildi.
Türk Eğitim Derneğinin düşünce kuruluşu TEDMEM “Eğitimde Yapay Zekâ: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri” başlıklı raporunda, yapay zekânın eğitim sistemi ve toplum üzerindeki dönüştürücü etkisini kapsamlı şekilde ele aldı. 11 ülkenin incelendiği raporda, yapay zekânın eğitimde sunduğu fırsatların yanı sıra veri güvenliği, dijital eşitsizlik, etik kullanım ve teknolojik gücün belirli şirketlerde yoğunlaşması gibi risklere dikkat çekildi.
TEDMEM’in raporunda, modern düzenin bireylerin dijital ayak izlerini yalnızca kaydetmekle kalmadığı, aynı zamanda bu veriler üzerinden gelecekteki davranışları tahmin ettiği ve kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdiği değerlendirmesine yer verildi.
Bu süreçte insanın, davranışları ölçülen, sınıflandırılan ve yönlendirilen bir “veri nesnesine” dönüşebildiği belirtildi.
Literatürde bu durumun “dijital diktatörlük” veya “tekno-otoriterlik” kavramlarıyla tanımlandığına dikkat çekilen raporda, geçmişteki baskı düzenlerinin daha görünür olduğu, yeni düzenin ise gündelik hayatın içine sessizce sızdığı vurgulandı. Buna göre yeni teknolojik düzen, toplum hakkında büyük ölçekte veri toplarken insanların gerçeklik algısını da fark ettirmeden biçimlendirebiliyor.
Raporda en dikkat çekici değerlendirmelerden biri, yapay zekâ altyapısının az sayıda küresel şirketin kontrolünde toplanmasına ilişkin oldu. TEDMEM, bu durumun yalnızca ekonomik bir mesele olarak görülmemesi, insanlığın geleceğine yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
ÖSYM merak edilen istatistikleri açıkladı! Öğretmen adaylarının sınav karnesi: Zayıf
Raporda “Teknoloji hiçbir zaman tarafsız olmadı” değerlendirmesi yapılırken, teknolojinin onu tasarlayan, fonlayan ve düzenleyen aktörlerin değer yargılarını da içinde taşıdığı vurgulandı. Bu nedenle yapay zekânın eğitim başta olmak üzere toplumsal hayatın farklı alanlarında kullanımının yalnızca teknolojik kapasite üzerinden değil, etik ve toplumsal sonuçlarıyla birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi.
TEK BİR REÇETE YOK
TEDMEM raporu, ülkelerin yapay zekâyı eğitim sistemlerine entegre ederken tek bir doğru model üzerinden hareket etmediğini de ortaya koydu. Ülkelerin kendi toplumsal, ekonomik ve demografik şartlarına göre farklı stratejiler geliştirdiği belirtildi.
Çin ve Singapur: Küresel teknoloji liderliğini hedefleyen Çin’in, 2030 inovasyon merkezi vizyonu doğrultusunda yapay zekâ okuryazarlığını erken yaşlardan itibaren müfredata dâhil ettiği belirtildi. Singapur’un ise yapay zekâ ve diğer teknolojileri öğrenmenin kişiselleştirilmesi ve kapsayıcılığın desteklenmesi amacıyla eğitim sistemine entegre ettiği aktarıldı.
ABD: ABD’nin girişimcilik ekosistemi ve özel sektör öncülüğünde ilerleyen bir model benimsediği ifade edildi. Ancak bu yaklaşımın etik kullanım, veri gizliliği ve dijital eşitsizlik tartışmalarını da beraberinde getirdiğine dikkat çekildi.
Japonya ve Hindistan: Yaşlanan demografik yapısıyla karşı karşıya olan Japonya’nın yapay zekâ ve teknolojiyi öğretmen açığını azaltmak amacıyla kullandığı belirtildi. Geniş nüfusu ve bölgesel erişim sorunları bulunan Hindistan’ın ise düşük maliyetli dijital platformlara öncelik vererek eğitim teknolojilerine erişimi yaygınlaştırmaya çalıştığı kaydedildi.
HAZIRLIKSIZ YAKALANDILAR
Raporda, teknoloji odaklı dönüşümlerin pedagojik hazırlık ve toplumsal kabul olmadan hayata geçirilmesinin sahada beklenen karşılığı bulamayabileceğini gösteren Güney Kore ve İsveç örneklerine de yer verildi.
Güney Kore’de yapay zekâ ders kitabı tartışması: Güney Kore’nin 2023 yılında büyük bir vizyonla açıkladığı “Yapay Zekâ Dijital Ders Kitabı” projesi, uygulama sürecinde çeşitli eleştirilerle karşılaştı. Projeye ilişkin hatalı bilgi üretme riski, öğrencilerin ekran karşısında geçirdiği sürenin artması ve öğretmenlerin iş yükünün ağırlaşması gibi pedagojik kaygılar gündeme geldi. Veli ve öğretmenlerin eleştirilerinin ardından başlangıçta zorunlu olarak planlanan uygulama okul tercihine bırakıldı. Bunun sonucunda okulların yalnızca yüzde 32’sinin sürece dâhil olduğu belirtildi.
İsveç’te teknoloji yaklaşımı sorgulanıyor: Raporda, uzun yıllar teknolojiyi eğitim sisteminin merkezine alan İsveç’in de bu yaklaşımı yeniden değerlendirmeye başladığı ifade edildi.
Uluslararası değerlendirmelerde PISA ve PIRLS sonuçlarının gerilemesi üzerine eğitimde teknoloji kullanımının niteliği tartışma konusu oldu. İsveç’in 2023 yılında aldığı kararla okullarda ekran süresini kısıtladığı aktarıldı. Böylece teknolojinin eğitimde yalnızca yoğun şekilde kullanılmasının yeterli olmadığı, teknolojinin eleştirel bir bakış açısıyla ve pedagojik ihtiyaçlar doğrultusunda benimsenmesinin önem kazandığı vurgulandı.
TEDMEM’e göre yapay zekânın eğitimde nasıl ve hangi amaçla kullanıldığı, teknolojinin kendisi kadar önemli. Ülkeler politikalarını kendi eğitim ihtiyaçları, toplumsal koşulları ve etik sınırlarına göre şekillendirmeli.
Şikayetler arttı, YÖK düğmeye bastı! Özel üniversitelerde artık o ücret alınmayacak
DOĞRU VE YANLIŞI ONA EMANET ETTİK
Türkiye’de yapay zekâ kullanan her 10 kişiden 4’ünün 25 yaş altı gençlerden oluştuğunu vurgulayan TEDMEM, gençlerin üzüntü, öfke ve endişelerini yapay zekâ sohbet robotlarıyla paylaşmasının, insani bağların yerini algoritmaların alması riskini doğurduğuna dikkat çekti. TEDMEM, bu noktada iki önemli kırılmaya işaret ediyor: “bilişsel devir” ve “duygunun ve inancın devri”.
Öğrencilerin analiz, akıl yürütme ve problem çözme gibi zihinsel çabalarını yapay zekâya devretmesinin uzun vadede zihinsel kapasiteyi olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Bunun yanı sıra bireylerin duygularını ve ahlaki değerlerini de bu sistemlere emanet etmesi, doğru ve yanlışın insan iradesi yerine algoritmalar tarafından şekillendirilmesi riskini beraberinde getiriyor.
BU DEVRİM ÇOK BAŞKA
TEDMEM: İnsanlık tarih boyunca sınırlarını aşmak için teknolojiler geliştirdi. Ancak bugünkü devrim farklı; makineler ilk kez insan aklının yaptığı işlere ortak oluyor. Yapay zekâ hastalıkları erken tespit edebiliyor, bilimsel araştırmaları hızlandırıyor, görme engelli öğrencilere kitap okuyabiliyor ve öğrencilerin konuları kendi hızlarında öğrenmesine yardımcı oluyor. Doğru kullanıldığında öğretmenin yükünü de azaltıyor.
MEZUN ÇOK, UZMAN AZ
Türkiye, bilişim alanında ön lisans mezunu sayısında dünyada üçüncü sırada yer almasına rağmen, rapora göre yüksek lisans ve doktora seviyesinde ilk 15 ülke arasına giremiyor. Raporda ayrıca, 33 üniversitede açılan yapay zekâ lisans programlarında toplam 221 öğretim elemanının görev yaptığı, bunların yalnızca 26’sının profesör olduğu belirtiliyor.

