Çanakkale’de ‘mavi’ alarm! 5 metre derinlikte sayısı arttı, zehirli değil ama temas edince acı hissi veriyor
Marmara, Çanakkale Boğazı’nda popülasyonu artan mavi denizanalarına karşı uyaran Prof. Dr. Suat Ateş “Gördüklerinde yönlerini değiştirsinler. Kuyruk bölgesine pek temas etmesinler. Türü zehirli olmamakla birlikte kuyruk bölgesindeki kimyasal sıvının hafif çarpmanın etkisiyle kızarıklık, kaşıntı, acı hissi oluşabilir” dedi.
Çanakkale Boğazı'nda son dönemde popülasyonu artan mavi denizanaları tedirginlik oluşturdu. Prof. Dr. Suat Ateş, denizanaları ile temasa dikkat edilmesi gerektiğini belirterek “Özellikle şemsiye bölgesine değil, kuyruk bölgesine pek temas etmesinler. Çünkü kridositler oradan yayılıyor insan vücuduna” diyerek uyardı.
ÇOMÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Ateş, mavi denizanalarının boğazda çoğalmalarının sebeplerini ve insan sağlığı etkilerini şöyle anlattı:
Son dönemlerde Marmara ve Türk boğazlar sisteminde mavi denizanası dediğimiz 'Rhizostoma Pulmo' türü yaygın olarak görülmeye başladı. Bu görüntüler daha önceki yıllarda da vardı ama bu kadar yoğun bir popülasyon yoktu. Bu popülasyonun Marmara sisteminde yoğun olmasının bir takım etkenleri olduğu düşünülmekte. Bunlardan bir tanesi türün Karadeniz ekosisteminde yoğun olarak bulunması, dalga ve akıntı hareketleriyle veya bunların kendi organellerinin sağlamış olduğu hareketlerle sistem içerisine girişleri.
ZEHİRLİ DEĞİL AMA ACI HİSSİ VERİYOR
Mavi denizanalarının 3-5 metre derinlikte yoğun olarak görüldüğünü ifade eden Ateş “Canlı türü normalde insan sağlığı açısından zehirli olmamakla birlikte daha bunların özellikle kuyruk bölgesindeki tentaküllerin içerisinde bulunan künodoblas dediğimiz küçük hücrelerin içerisindeki Knidosit sıvısının, kimyasal sıvının hafif çarpmanın etkisiyle yüzeye dağılması, bunun da sonucunda yüzeyde kızarıklık, kaşıntı, acı hissi olması. Bu insan sağlığı açısından bir sıkıntı oluşturmuyor ama anlık rahatsızlıklara meydan verebiliyor” dedi.
“KARADENİZ'İ TERCİH ETMİYORLAR”
Mavi denizanalarıyla çeşitli mücadele yöntemleri olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Ateş, "İlk hamle Ruslar ve Ukraynalı bilim adamları tarafından başlatıldı. Pelajik balık türlerinin ortama yoğun olarak adapte edilmesi yine deniz kaplumbağalarının ortama adapte edilmesi veya işte bazı diğer canlıların adapte edilmesi sağlandı ama deniz kaplumbağaları bu tip canlıları yoğun olarak tükettiği halde sıcak seven canlı türleri oldukları için genellikle Akdeniz ekosisteminde bulunuyorlar. Karadeniz'i pek tercih etmiyorlar” dedi.
YEMİŞ OLDUĞU TÜRLERİ DE TÜKETEBİLİYOR
Karadeniz ekosistemi için bu denizanalarının predatör türü olarak tanımlandığını belirten Ateş “Bu canlı Karadeniz ekosisteminde yoğun olarak pelajit balık türlerinin larva yumurtasını tüketebiliyor. Ayrıca balık türlerini yemiş olduğu Fito ve zooplankton türlerini de tüketebiliyor” diye konuştu.
