Haber Merkezi ANKARA

O dönemde Meclis Anayasa Komisyonu Başkanlığını yürüten TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Türkiye’de darbeler döneminin artık sona erdiğine dair görüşlerini şöyle paylaştı: 

Tatil dönemi olduğu için ailecek Tekirdağ‘daydık. O gece olağan dışı gelişmelerle ilgili ilk bürokrat bir arkadaşımız bilgilendirme mesajı gönderdi. Nihayet bu işleri bilen arkadaş arayarak ‘Biz bir darbe girişimi olarak değerlendiriyoruz. İşin içinde ağırlıklı olarak jandarma var. Hava kuvvetlerinin bazı unsurları da girişiminde faal rol oynuyor’ bilgisini aktardı. Bunun üzerine, doğrudan Cumhurbaşkanı’mızı arayarak bilgileri kendisine aktardım. Cumhurbaşkanı’mız Ziya Bey’in (İlgen) aradığını, İstanbul’da olağan dışı gelişmeler yaşandığını söylediğini ifade etti. ‘Millet iradesini gasba yönelik harekâta karşı koyalım, direnelim. Arkadaşlarımız, vatandaşlarımız sokaklara, meydanlara çıkmalı’ dedi. Vatandaşların meydanlara davet edilmesini istedi. Sonra Cumhurbaşkanı’mızın Ankara’ya mı yoksa İstanbul’a mı gideceği üzerinde konuştuk. Ben de AK Parti milletvekillerinin olduğu ortak mesaj grubumuzda arkadaşlarımızı bilgilendirdim. Valiliğin önünde bazı vatandaşlarımız toplanmaya başlamıştı. Heyecan ve darbe girişimine yönelik tepki had safhadaydı. Sonraki gelişmeleri Valilik’ten ve Emniyet’ten takip ettik. Çerkezköy, Lüleburgaz ve Gelibolu’dan İstanbul'a yönelik hareketler olması ihtimaline karşı tedbirler alındı. Sonrasında ben sabah İstanbul’a, Atatürk Havaalanı’na geçtim. Cumhurbaşkanı’mızla havaalanında görüştük. Genelkurmay Başkanlığına vekâleten atanmış olan o zaman 1. Ordu Komutanı olan Ümit Dündar Paşa basın toplantısı yapmıştı. Sonra bazı milletvekili arkadaşlarımız, askerî sivil erkânla beraber uçakla Ankara’ya geldik.

FETÖ, VESAYETÇİLERİN YERİNİ ALDI 

27 Mayıs 1960 darbesi Türkiye’de darbelerin başlangıcı olarak değerlendiriliyor ama bu tespit, 27 Mayıs’tan sonra yaşananları anlatmak için yeterli değil. 27 Mayıs’la beraber Türkiye’de yeni bir devlet sistemi kuruluyor aslında. Bu vesayetçi sistem dediğimiz bir düzen. Bu arada darbelerin bulunduğu bir sistem değil; sürekli bir darbe yönetimi anlamına geliyor. Bazen yüksek yoğunluklu, bazen düşük yoğunluklu. Aralarda olan darbeler yoğunluğun arttığı dönemler. Yani, sistemin özü sivil siyaseti vesayet altında tutmaya ayarlı. Seçilmişler ve siyasetçiler, vesayetçi odaklarca sınırı aşmış sayıldığında da darbe oluyor. İşleyiş 2002’ye kadar böyle yürüyor. 27 Mayıs’tan itibaren vesayetçi sistemi geriletmek, sivil siyasetin yönetme kabiliyetini artırmak için zaman zaman eldeki imkânlarla mücadele çabaları olmuşsa da vesayetçi sistemle kararlı ve sistemli mücadele ancak AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte söz konusu olabilmiş. Bu arada vesayete karşı olduğunu iddia eden farklı kesimler, samimi veya gayrı samimi bu mücadeleye destek vermeye çalışıyor. Ama zaman geçtikçe fark ediliyor ki, biz vesayetin bizatihi kendisine karşı bir mücadele yürütürken, bazıları vesayete değil vesayetçilere karşı mücadele yürütüyor. ‘Onlar çekilsin biz gelelim. Vesayet sistemini biz devam ettirelim; yeni vesayetçiler olalım’ niyetini taşıyorlar. FETÖ’nün temel mantığı da bu. Örgütün kuruluşundan itibaren gerçek gündeminin bu olduğu zamanla ortaya çıktı. Bu durum anlaşılınca, yeni vesayetçilik heveslileriyle, FETÖ ile mücadele de başladı.

Gözlerimizde yaş dilimizde dua vardı Gözlerimizde yaş dilimizde dua vardı Tarihin kırılma noktalarından 15 Temmuz FETÖ ihaneti, Türk halkı kadar bölge ve dünya denklemini de ilgilendiren bir gelişme olarak kayıtlara geçti.

HÜKÛMET FETÖ’NÜN PLANLARINI BOZDU  

27 Mayıs sonrası 61 Anayasası ile Türkiye’de kurulan düzen, aslında iktidarı ikiye ayırıyor. Bir seçilmiş iktidar, bir de seçime ihtiyacı olmayan bürokratik iktidar. 27 Mayıs ile kurulan düzende seçilenler değişse bile yönetme anlayışı ve temel politikalar değişmiyor. Çünkü arkada bir otomatik pilot var. FETÖ’cülerin yapmak istediği de vesayet sistemini ele geçirmekti. Önce bürokraside kritik noktalarda kurulmaya çalışılan yapılanmaların, daha sonra paralel yapılanma olarak isimlendirilecek olan "devlet içinde devlet" yapılanması planının üzerine gidilmeye başlandı. Hükûmet, onların planlarını bozacak şeyler yaptı. Atamalar konusunda gösterilen titizlik daha da artırıldı.  Aslında 15 Temmuz’daki iş, bir nevi 1961’den beri gelen vesayetçi yapılanmanın, bürokratik vesayetçi yapılanmanın, o zihniyetin bir hamlesiydi, ancak şu oldu: AK Parti’nin vesayetle mücadelesi esasen vesayetin kendisini bitirdi. Onlar yeni vesayetçiler olabileceklerini zannettikleri anda aslında yapacakları iş yani vesayetçilik ortadan kalkmış, tasfiye edilmişti.

DARBE RİSKİ FİİLEN VE HUKUKEN BİTTİ 

Ben bugüne kadar yaşadığımız darbeler anlamında bir riskin olmadığı kanaatindeyim. Ama şüphesiz başıbozukluk içinde bazı hamleler, teorik olarak, her zaman olabilir. Dünyanın her yerinde de olabilir. Yani darbe riski, sistemik olarak bitti. 15 Temmuz’da milletin demokrasiye, seçilmişlere ve anayasal düzene sahip çıkmasıyla beraber 1961’de başlayan vesayetçi dönem fiilen sona ermiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçilmesi ile birlikte ise hukuken de o dönemin kapandığını düşünüyorum. Milletin bizzat darbenin karşısında durması, meydanlara inmesi ile güçlü bir bilinç düzeyi kendini göstermiş ve millet - devlet bütünleşmesi sağlanmıştır. Bununla birlikte bir hususun üzerinde durmakta fayda var. Modern siyasetimizin en temel zaaflarından birisi, iktidar parçalanmışlığıdır. Zaman zaman iktidar parçalanmışlığını kuvvetler ayrılığı olarak sunmak isteyenler olmuştur. Kastettiğim bu değildir. İktidar parçalanmışlığı, sivil siyasetin karar veremeyecek kadar atomize olduğu ve devletin kurumlarının uyum içinde çalışamayacak kadar kutup-laştığı, karşıtlaşıp uyumsuzlaştığı durumun adıdır. Türkiye gibi çetin şartlarla mücadele etmek zorunda olan, zor bir coğrafyada kalkınma ve demokrasi mücadelesi veren bir ülke için bunun anlamı kaostur. 15 Temmuz darbe girişimine karşı kahramanca ve basiretle direnen milletimiz, her türlü takdiri hak etmektedir. Evet, konvansiyonel darbe tehdidi ortadan kalkmıştır. Fakat siyaseti zayıflatarak iktidarları işlevsizleştirme çabalarına karşı daima müteyakkız olunması bir mecburiyet olarak önümüzde durmaktadır.

Şehadet için sıraya girdiler Şehadet için sıraya girdiler Bugün 15 Temmuz... Halkın çıplak elle kendilerini bombalayan hainleri kanıyla, canıyla yendiği günün yıl dönümü. Acılar taze, gurur aynı. O gece sergilenen kahramanlıklar ise ibretlik.