Sinemada bu hafta | Gladyatör'ün yönetmeninden pandemi filmi: Yaşamanın bedeli
"Alien",“Blade Runner” ve “Gladyatör” gibi filmlerin usta yönetmeni Ridley Scott, doksanına merdiven dayamışken bir pandemi filmiyle geldi. “Köpek ve Yıldızlar” adlı eser, dokunaklı olsa da yönetmenin filmografisinde alt sıralara yerleşiyor.
Salgınlar ve virüsler neredeyse sinemanın başlangıcından itibaren filmlere konu oldu; 1930’larda türe dönüşmeye başladı. Ancak COVID-19 pandemisi medyada çok gözümüze sokulduğundan olsa gerek bu janr son yıllarda beyazperdede biraz düşüşe geçti. “Locked Down” ve “Eddington” gibi filmler ise istisna olarak kaldı.
USTA YÖNETMEN YENİ BİR TÜRDE
Fakat “Blade Runner”, “Alien” ve “Gladyatör” gibi meşhur filmlerin yönetmeni Ridley Scott, 90 yaşına merdiven dayamışken pandemi sonrasında geçen “postapokaliptik” (“kıyamet sonrası”) diyebileceğimiz bir eserle karşımıza çıkıyor.
Yeşilçam’ın ela gözlü yıldızı Pembe Mutlu yıllar sonra ortaya çıktı! Son hali sosyal medyada paylaşıldı
COVID-19’u hatırlatan “Köpek ve Yıldızlar” (The Dog Stars) adlı yapımda pandemi sonrasında boşalan dünyada kendisine yeni bir hayat kuran genç pilot Hig’in arayış hikâyesi merkeze alınıyor. Filmin başrollerinde Jacob Elordi, Josh Brolin, Margaret Qualley ve Guy Pearce yer alıyor.
İNSANLAR ÖLDÜ, MEDENİYET ÇÖKTÜ
2035 senesinde geçen hikâyede, pandemi sebebiyle milyarlarca insan ölmüş, şehirler boşalmış ve hâliyle medeniyet çökmüştür. Hayatta kalabilen kişiler ise kırsalda emniyetli alanlarını inşa etmişlerdir. Genç pilot Hig ile yaşlı yoldaşı Bangley, ormanlar arasında izole bir hayat kuranlar arasındadır.
Dünyada mühimmat kalmazken Bangley, kendi imal ettiği mermilerle yanlarına yaklaşanların beyinlerini dağıtmakta, nahif Hig ise köpeğini yanına alarak uçağıyla etrafı kolaçan etmekte ve gazlı içecekler getirmektedir. (Nedense onlar yok olmamış!) Ancak bu hayat, uzun zamandır karısının yasını tutan Hig’a göre değildir. Genç adam köpeğini kaybettiği bir istilacı saldırısı sonrasında uçağıyla havalanıp başka bir hayatın olduğunu düşündüğü Grand Junction’a doğru yol alır. Ancak uçağı arıza verdiğinde bir ormana iniş yapmak zorunda kalır. Karşısına ise hayatını değiştirecek bir kadın ile babası çıkar…
BAŞARILI SİNEMATOGRAFİ, ZAYIF ATMOSFER
Usta yönetmen Ridley Scott “Blade Runner” gibi filmlerinde dizayn ettiği muazzam atmosferlerle tanınıyor. Peter Heller’ın romanından adapte ettiği bu eserinde de şehirlerden ziyade tabiatı öne çıkararak salgın sonrası dünyanın tekinsiz hâlini tasvir ediyor; efektler yerine, gerçek görüntüleri tercih ediyor. Ancak başarılı sayılabilecek sinematografiye rağmen bütüncül olarak bakıldığında seyirciyi içine çekecek tesirli bir atmosfer meydana getirememiş görünüyor.
Öte yandan Scott, zombivari karakterleri geri plana atarak melankolik bir postapokaliptik film çekmeyi tercih ediyor. Eserin özüne baktığımızda “Hayatta kalmak mı hakikaten yaşamak mı?” meselesi öne çıkıyor. Hemen herkes vefat ederken hayatta kalmanın bedeli, devamlı eşini anan ve bağlanma problemi yaşayan Hig’ın yer aldığı dokunaklı sahnelerle ortaya konuyor. Herkesten şüphe duyan Bangley ile diğer insanlarla yakınlaşmaya çalışan Hig’in farklı tutumları üzerinden de seyirciyi düşünmeye sevk eden bir dilemma meydana getiriliyor.
Ancak klişelerle dolu senaryoda olay yoğunluğu az olduğu için cansız bir eser seyrediyoruz. Hele Allison Janney’nin kötü bir karakter olarak karşımıza çıktığı abartılı kısım var ki başka bir filmden alıp yapıştırılmış gibi!
İşin oyunculuk tarafı ise orta şekerli… Yeterince güçlü karakterler ortaya çıkarılmasa da Jacob Elordi’nin tesirli performansı dikkat çekiyor. Margaret Qualley ise bekleneni vermiyor.
BEKLENTİLERİ KARŞILIYOR MU?
Ezcümle “Köpek ve Yıldızlar” yer yer duygusal anlar barındıran ve seyircinin odağını üzerinde tutan “ortalama” bir eser. Ancak “Ridley Scott” isminin meydana getirdiği beklentileri tam olarak karşılamaktan uzak...
HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
● “Kuşatma Kayıtları”
● “Coyote Acme’ye Karşı”
● “Cebran”
● “Dışarıdakiler: Bir Zamanlar Almanya’da
● “Harry Potter ve Felsefe Taşı”

