Bahçeli, 'Milli beka meselesidir' diyerek açıkladı: “Yeniden açılmalı” çağrısı!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, askeri hastanelerinin önemini hatırlatarak “Ne hazındır ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir. Bu durum şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır. Bu sebeple askeri hastanelerinin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir. Mayın ve patlama yaralamalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzun kayıplarında uzmanlaşmış bir askeri hekim ordusu zarurettir" dedi.
- Bölgenin selameti için masada irade beyan edilirken Siyonist terör aygıtının ateşkes mülazalarını pervasızca çiğnediğini ve her pervasız adımın ağır bir faturası olduğunu belirtti.
- NATO'nun Türkiye için bir biat senedi veya kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezi olmadığını vurguladı.
- Türkiye'nin NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraç olduğunu ifade etti.
- NATO'nun içinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'nin olduğunu ve askeri hastanelerin yeniden açılmasının hayati değerde olduğunu söyledi.
- Askeri tıp alanında uzmanlaşmış bir askeri hekim ordusunun zaruret olduğunu belirtti.
Geçtiğimiz yıl kürsüden “Askeri hastanelerin kapatılması hataydı ama açılması bir sevap olacak” diyerek seslenen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün bir kez daha askeri hastaneler için çağrı yaptı.
“HAYATİ DEĞERDEDİR”
Bahçeli “Ne hazındır ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir. Bu durum şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır. Cephede kazanılan her şanlı sefer ancak cephe gerisinde kurulan köklü askeri tıbbın tüm imkan ve ilmiyle donatılmış bir akılla nihayete erecektir. Bu sebeple askeri hastanelerinin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir. Çünkü askeri tıp, askeri iklimin görev koşullarının, operasyon psikolojisini askeri disiplin düzenini ve sevk zincirinin içinde barındıran ayrı ve özel bir alandır” diye seslendi.
“ASKERİ HEKİM ORDUSU ZARURETTİR”
Türk hekimlerinin görev yapmasının da milli beka meselesi olduğunu belirten Bahçeli “Mayın ve patlama yaralamalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzun kayıplarında uzmanlaşmış bir askeri hekim ordusu zarurettir. Şehir hastanelerimiz, eğitim araştırma hastanelerimiz ve üniversite hastanelerimiz aziz milletimize büyük hizmetler sunmaktadır. Fakat askeri sağlık sistemi savaş ve çatışma anında apayrı bir refleks ve seferberlik hazırlığı ortaya koymaktadır. Bir ordunun topu kadar tabibi tüfeği kadar tıbbı, zırhı kadar sıhhyesi de o ordunun şanındadır, caydırıcılığındadır” dedi.
Bahçeli 14 Eylül 2025 tarihli grup toplantısında yaptığı konuşmada da “Askeri hastanelerin kapatılması bir hataydı, açılması sevap olacaktır” çağrısını yapmıştı.
ASKERİ HASTANELER NE ZAMAN KAPATILDI?
Askeri hastaneler ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA), 15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişiminin ardından yayımlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılarak 31 Temmuz 2016 tarihinde Sağlık Bakanlığına devredildi. Devredilen bu kurumlar sivil hastanelere dönüştürüldü. Başta Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) olmak üzere 26 şehirde bulunan 32 askeri hastane ve rehabilitasyon merkezi sivilleştirildi. GATA, Sultan 2. Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi adını aldı.
Partisinin grup toplantısında konuşanBahçeli’nin konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;
“HER PERVASIZ ADIMIN AĞIR BİR FATURASI VAR”
Kimi aktörler bölgenin selameti için masada irade beyan ederken, bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış Siyonist terör aygıtı, hiçbir kural ve mutabakat bizi bağlamaz utanmazlık ve aymazlığıyla ateşkes mülazalarını pervasızca çiğnemektedir.
Komşu havzaları kan gölüne çevirerek küllenmiş krizlerden çıkar sağlamaya yeltenmektedir. Şurası iyi bilinmelidir ki, masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir iradeyle korunması kaçınılmaz bir hakikattir. Sahada atılan her pervasız ve haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde bedeli mukabilinde ağır bir faturası vardır.
Söz konusu yapıcı adımları sabote etmek amacıyla hangi fırtınaların ve habis niyetlerin kapı ardında beklediğini sezmektir. Nihayet namertçe mazluma sıkılan her kurşunların, o sahte ve kibirli duruşların ne kadar temelsiz, ne kadar çürük bir zemine isnat ettiğini milli feraset ve mümince bir basiretle idrak edebilmektir. Orta Doğu'da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda kriz odakları ortalama yeni bir barut kokusu sindirmiştir.
“NATO, TÜRKİYE İÇİN NE BİAT SENEDİ DEĞİLDİR”
Böyle bir dönemde Ankara'da yapılacak NATO zirvesi, Türkiye'nin jeopolitik öneminin etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan, engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir.
Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye'nin haklı tezlerini dünyaya haykıran, stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir. Ancak sözü evirip çevirmeden açıksa söylemek lazımdır. NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir.
Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi, karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.
“TÜRKİYE, TEMEL KALDIRAÇTIR”
Türk ordusu Karadeniz 'in kilidini muhafaza eden Boğazlar'daki tarihi hükümdarlığımdan Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi ndeki varlığımıza, Aksaz'dan İncirliye 'ye kadar uzanan stratejik üst ve liman ekosistemlerimize denk NATO'nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kağıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır. Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore'den Afganistan 'a Kosova'dan Libya 'ya, Bosna Esert'ten Irak 'a kadar Türk askeri müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan önce Türk 'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Soğuk savaşın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye NATO'nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı boğazlarımıza hakim olan milli egemenliğimiz ittifakın başlıca can simidi olmuştur.
Türkiye, Libya açıklarında NATO'nun deniz hareketlerini ve ambargo denetimlerini koordine etmiş, Irak'ta kalıcı barış ve huzur adına elini taşın altına koyarak sahada kudretini açıkça göstermiştir.Türkiye NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil, her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muhabbetlerle oturacaktır. Bu sebeple Ankara'da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO zirvesi bakımından Türkiye, ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir. Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel'de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık savunma kapasitesinin arttırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık, Rusya -Ukrayna savaşı gündeminin merkezine oturmuştur.
“TÜRKİYE, NATO'NUN TAM KALBİNDE DURAN BİR DEVLET”
İşte Türkiye, bugün NATO'nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran bir devlettir. Karadeniz'in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse, alayı peşinen kabul etmelidir ki Montreux ile tahkim edilen boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz o masanın temelini teşkil edecektir.
