Uzmanlar uyarıyor: Sessizleşen, yalnızlaşan, öfkesi artan öğrenciye dikkat!
Okullarda yaşanan şiddet olayları, güvenlik önlemlerinin yanı sıra çocukların ve gençlerin psikolojik ihtiyaçlarının da mercek altına alınmasını gündeme getiriyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Klinik Psikolog İpek Erol, şiddetin önlenmesinde erken uyarı işaretlerinin fark edilmesinin, güvenli yetişkin ilişkilerinin ve aile-okul-uzman iş birliğinin kritik olduğunu vurguladı. Uzmanlara göre tek bir davranış şiddet göstergesi değil; asıl dikkat edilmesi gereken, öğrencinin hayatındaki belirgin değişimlerin bir örüntü oluşturması.
Okullarda yaşanan şiddet olayları, yalnızca olay anındaki güvenlik önlemlerini değil, şiddete giden sürecin daha erken aşamalarda fark edilmesini de gündeme taşıyor. Uzmanlara göre öğrencinin içine kapanması, sosyal çevresinden uzaklaşması, yoğun öfke yaşaması, tehditkâr ifadeler kullanması veya okul yaşamında belirgin değişiklikler göstermesi tek başına şiddet anlamına gelmiyor. Ancak bu değişikliklerin bir arada ve süreklilik göstererek ortaya çıkması, çocuğun yaşadığı güçlüklerin araştırılması açısından önem taşıyor.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, okul şiddetinin önlenmesinde erken fark etme, güvenli ilişkiler, sosyal-duygusal beceriler ve koordineli müdahalenin önemine dikkat çekti.
“KİMSE BENİ ANLAMIYOR” DİYEN GENCE DİKKAT!
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlerin davranışlarını anlamak için yalnızca ortaya çıkan davranışa değil, karşılanmayan psikolojik ihtiyaçlara da bakılması gerektiğini belirtti. Aidiyet, değerlilik, anlam ve duyguları ifade edebilme ihtiyacının gençler açısından önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu alanlardaki eksikliklerin yalnızlık, öfke ve umutsuzluk duygularıyla birlikte görülebileceğini söyledi.
Prof. Dr. Tarhan, “Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa dikkat!” uyarısında bulunarak, gençlerin anlaşılma ihtiyacının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Öğrencinin hayatında güvenebileceği bir yetişkinin bulunmasının önemli bir koruyucu etken olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, öğretmen, okul psikolojik danışmanı veya ebeveynle kurulan güvenli ilişkinin çocuğun çevresine ve hayata duyduğu güveni desteklediğini ifade etti.
ŞİDDET ÖNCESİNDE HANGİ İŞARETLER GÖRÜLEBİLİR?
Klinik Psikolog İpek Erol ise erken uyarı işaretlerinin çoğunlukla tek bir davranıştan değil, davranışlardaki değişimlerin bütününden anlaşılabileceğini söyledi.
Okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, belirgin sosyal çekilme, şiddeti romantize eden paylaşımlar ve silahlara aşırı ilgi gibi değişikliklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erol, kendine veya başkasına zarar verme imalarının da küçümsenmemesi gerektiğini ifade etti.
Erol, özellikle “Beni görecekler”, “Hesabını soracağım”, “Artık dayanmayacağım” gibi ifadelerin ciddiye alınması gerektiği uyarısında bulundu.
Ancak uzmanların özellikle altını çizdiği nokta şu: Her öfkeli, içine kapanık veya sosyal çevresinden uzaklaşan genç şiddete yönelmez. Erol, “Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir” dedi.
KAMERA VE CEZA TEK BAŞINA YETMİYOR
Okul şiddetinin yalnızca olay anına odaklanılarak ele alınamayacağını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Okul şiddeti sıfırlanamaz ama büyük ölçüde önlenebilir” değerlendirmesinde bulundu.
Metal dedektörleri, kamera sistemleri ve disiplin cezalarının tek başına sorunun nedenlerini ortadan kaldırmadığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, güvenlik önlemlerinin psikolojik ve sosyal destek çalışmalarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol da öğrencinin yalnızca bir “disiplin meselesi” olarak görülmesinin erken müdahaleyi zorlaştırabileceğine dikkat çekti.
Erol, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıması, okul psikolojik danışmanlarının etkin çalışması ve gerektiğinde öğrencinin uzman desteğine yönlendirilmesinin önemine işaret ederek, aile, öğretmen, okul yönetimi, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları ile sosyal hizmet birimlerinin koordineli çalışması gerektiğini vurguladı.
SESSİZLEŞEN ÇOCUĞUN “NEDEN”İ ARAŞTIRILMALI
Prof. Dr. Tarhan, erken müdahalede davranışın kendisinden çok, davranış değişikliğinin nedeninin araştırılmasının önemli olduğunu belirtti.
“Bu çocuk neden sessizleşti, neden görünmez oldu ya da neden alışılmışın dışında davranmaya başladı?” sorularının erken müdahale açısından yol gösterici olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, yalnızlaşan öğrencilerin fark edilmesi, depresyon belirtilerinin izlenmesi ve okul psikolojik danışmanlığının etkin kullanılmasının önemine dikkat çekti.
İpek Erol da ailelerin çocuklarıyla yalnızca kurallar ve başarı üzerinden iletişim kurmaması gerektiğini belirtti. Erol, çocukların utanç, öfke, reddedilme ve hayal kırıklığı gibi duygularını konuşabilecekleri bir iletişim ortamının oluşturulması gerektiğini söyledi.
“Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir” diyen Erol, ailelere çocuklarının yaşadığı duyguları anlamaya yönelik iletişim kurmaları çağrısında bulundu.
AİDİYET VE DEĞERLİLİK DUYGUSU GÜÇLENDİRİLMELİ
Uzmanlara göre okul şiddetinin önlenmesinde yalnızca risk taşıdığı düşünülen öğrencilere odaklanmak yeterli değil. Tüm öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerini geliştirecek çalışmaların okul yaşamının parçası olması gerekiyor.
Prof. Dr. Tarhan, sosyal-duygusal öğrenme, empati eğitimi, zorbalık karşıtı programlar ve duygu düzenleme becerilerinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.
Öğrencilerin duygularını tanıması, dürtülerini yönetebilmesi ve kendilerini bir topluluğun parçası olarak hissetmesinin okul iklimi açısından önemli olduğunu belirten Tarhan, psikolojik sağlamlığı destekleyen çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.
RİSKLİ ÖĞRENCİ İÇİN TEK KAPI: REHBERLİK SERVİSİ OLMAMALI
Şiddet riskinin yükseldiği düşünülen durumlarda ise daha kapsamlı bir değerlendirme gerekiyor. Prof. Dr. Tarhan, yüksek risk durumlarında tehdit değerlendirme ekiplerinin kurulmasını ve aile, okul ile ruh sağlığı uzmanlarının birlikte hareket etmesini önerdi.
İpek Erol da rehberlik servislerinin tek başına bütün sorunları çözmesinin beklenmemesi gerektiğini belirterek, farklı kurum ve uzmanların koordinasyonunun önemine dikkat çekti.
Erol’a göre özellikle davranış kontrolünde güçlük, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalma gibi unsurlar birlikte değerlendirilmeli.
ŞİDDETİ SADECE DİJİTAL OYUNLARA BAĞLAMAK DOĞRU DEĞİL
Gençlerin dijital dünyada karşılaştıkları içeriklerin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erol, okul saldırılarının yalnızca dijital oyunlarla açıklanamayacağını söyledi.
“Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil.” diyen Erol, bazı şiddet içeriklerinin saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu ancak ağır ve hedefli saldırıların tek başına oyun oynamakla açıklanamayacağını vurguladı.
Erol, gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve silaha erişim gibi birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
MEDYANIN DA SORUMLULUĞU VAR
Şiddet olaylarının haberleştirilmesinde medyanın sorumluluğuna da dikkat çeken Erol, failin adı, görüntüsü ve hikâyesinin aşırı biçimde öne çıkarılmasının bazı kırılgan gençler açısından sakıncalı olabileceğini belirtti.
Erol, haberlerde olayın dramatik ayrıntılarını tekrar tekrar aktarmak yerine erken uyarı işaretleri, psikolojik destek yolları, mağdurların ihtiyaçları ve önleme mekanizmalarının öne çıkarılmasının daha koruyucu bir yaklaşım olduğunu söyledi.
ÜÇ AŞAMALI ÖNLEME MODELİ
Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın önerdiği yaklaşımda okul şiddetinin önlenmesi üç aşamada ele alınıyor:
Birinci aşama: Tüm öğrencileri kapsayan sosyal-duygusal öğrenme, empati, duygu düzenleme ve zorbalık karşıtı çalışmalar.
İkinci aşama: Davranışlarında belirgin değişiklik görülen ve desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin erken fark edilmesi ve uygun desteğe yönlendirilmesi.
Üçüncü aşama: Yüksek riskli durumlarda aile, okul, ruh sağlığı uzmanları ve gerektiğinde güvenlik birimlerinin koordineli biçimde hareket etmesi.
UZMANLARIN ORTAK MESAJI: ÇOCUĞU SADECE “KONTROL ETMEK” YETMEZ
İki uzmanın değerlendirmelerinin ortak noktasını ise şu oluşturuyor: Okul şiddetini önlemek yalnızca güvenlik kameraları, disiplin cezaları veya olay sonrası müdahalelerle mümkün değil.
Çocuğun görülmesi, dinlenmesi, anlaşılması ve gerektiğinde yardım alabilmesi gerekiyor. Şiddet davranışı ortaya çıkmadan önce öğrencinin hayatındaki değişimlerin fark edilmesi, güvenebileceği bir yetişkinin bulunması ve aile-okul-uzman üçgeninin etkin biçimde çalışması erken müdahalenin temelini oluşturuyor. Çünkü kritik soru yalnızca “Çocuk ne yaptı?” değil; “Bu çocukta ne değişti ve biz bunu ne zaman fark ettik?” olmalı…

