İrlandalı ressam Mcdonnell: İstanbul görsel harikalar diyarı
Yaptığı İstanbul resimleriyle Londra’da sergi açan İngiltereli ressam Hector McDonnell “İstanbul, görsel harikalarla dolu bir şehir ve sokaklarının canlılığı beni büyülüyor” diyor.
İngiltereli ressam Hector McDonnell on gün boyunca İstanbul’un sokaklarını dolaştı, tarihî mekânlarını gezdi, yemekleri yiyip Boğaz havasını teneffüs etti ve daha sonra tecrübesini tuvallerine taşıdı...
McDonnell, daha ziyade şehrin atmosferini ve onda bıraktığı duyguyu resmetti. Usta ressamın şehre aşk mektubu mahiyetinde olan bu eserleri ise Şule Gazioğlu küratörlüğünde Londra’daki Gallery 8’de açılan “Istanbul’s Light” (İstanbul’un Işığı) adlı sergide sanatseverlerle buluştu. Biz de bu vesileyle Hector McDonnell’a sorularımızı yönelttik...
Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da sanatsal bir yolculuğa çıktınız ve ardından resimler meydana getirdiniz. Sizi bu şehre çeken neydi?
Eşim Wendy, kızım ve ben, on beş yıl önce İstanbul’a geldik ve bu şehri çok beğendik. Tekrar gelmeyi çok arzuluyorduk ama ressamlığın getirdiği yükümlülükler beni başka yönlere sürükledi. Ta ki eserlerimi çok seven Şule (Gazioğlu) bize ulaşana kadar. Onun Londra’da sergilenmek üzere İstanbul’a dair bir resim serisi yapma teklifini hemen kabul ettim. İstanbul, görsel harikalarla dolu bir şehir ve sokaklarının canlılığı beni büyülüyor.
İlçedeki devasa plato görenleri şaşırtıyor! "Sancı; İslamiyet'in Doğuşu" filmi merakla bekleniyor
ESKİ HANLARDA HAYAT DEVAM EDİYOR
Daha ziyade İstanbul’un hangi bölgelerini keşfettiniz, neleri tecrübe ettiniz?
Arkadaşlarımızın yaşadığı yere yakın Arnavutköy’de, Boğaz’ın muhteşem manzarasına sahip, çok hoş bir kiralık ev bulduk. Şehrin tarihî kesimlerini olabildiğince çok gezip görmeye çalıştım. İstanbul’da geçirdiğimiz on gün boyunca, şehrin ilgi çekici yerlerinin çoğuna bizi götürdüler. Özellikle çok sayıda eski han ve içlerinde devam eden hayat etkileyiciydi.
Serginize “İstanbul’un Işığı” adını vermişsiniz. İstanbul’da nasıl bir “ışık” buldunuz?
Ben bir ışık ressamıyım. Gördüğümüz her şeye canlılık katan şey ışık... Bitmek bilmeyen görevim ise ışığın çevremizdeki dünyayı nasıl canlandırdığını anlatmak.
Eserlerinize baktığımda, alışılagelmiş mekânların dışındaki yerleri tasvir ettiğinizi görüyorum. Neden bunu yapmayı tercih ettiniz?
İnsanları hayata bağlayan şeyin ne olduğunu, davranışlarının içindeki sihir ve şiiri nasıl ortaya çıkardıklarını görmek için can atıyorum. Ne kadar “sıradan” görünürse görünsünler herkesin hayatında bu güzelliği buluyorum ve resmettiğim şey de bu...
HER YERDE BÜYÜLEYİCİ BİR TUHAFLIK VAR
İstanbul, kendine has dinamizme sahip bir şehir olarak bilinir. Doğrusunu söylemek gerekirse, burada sürekli yaşayanlar için bile biraz yorucu sayılabilir. Sizin tecrübeniz nasıldı?
Zamanımız çok azdı ve yapacak çok işimiz vardı, bu yüzden şehrin koşuşturmacasını dert etmeye fırsatımız olmadı. Sadece yolumuza devam edip elimizden geldiğince çok şey görmeye çalıştık. Her gün ayrı bir zevkti ve nereye gidersek gidelim büyüleyici bir tuhaflık bulduk.
Asırlar boyunca İstanbul’u ziyaret eden ressamlar yeni bir şeyler arayışında oldular. Buraya gelen herkes farklı şeyler resmetti. Açıkçası, oldukça abartılı eserler ortaya koyan oryantalist ressamlar da oldu. Peki, siz kendi sanatınızı bugün nerede konumlandırıyorsunuz?
İstanbul’da olmak benim için muhteşem bir tecrübe. Her insanın bu şehirde kendine bir yer edinmesiyle meydana gelen bu insanlık yoğunluğu beni büyülüyor. Nerede olursam olayım, insanı resmediyorum. Bana ilham veren şey, insanlığın kendisi ve her birimizin hayatın içinde oluşturduğu o büyü...
MEKÂNDAN ZİYADE İBADET EDENLER BENİ ÇOK ETKİLEDİ
Eserlerinizde sıra dışı yerlerin yanı sıra Rüstem Paşa Camii gibi ibadet mekânlarını da resmettiğinizi görüyorum. Çinileriyle meşhur bu camide, sık sık yabancı turistlerin huşu içinde oturup etrafı seyrettiklerine şahit olurum. Siz de onlardan biri miydiniz?
Rüstem Paşa Camii olağanüstü güzellikte bir mekân. Fakat beni en çok etkileyen, oraya ibadet etmeye gelen insanlar ve özellikle de çocuklarıyla birlikte olan babalardı. Çocuklarıyla öylesine sakin, şefkatli ve neşeli bir şekilde vakit geçiriyorlardı ki… İşte tablolarıma ilham veren hayat buydu.
Picasso, başta İstanbul’dakiler olmak üzere hat eserlerini soyut sanatın zirvesi olarak görüyordu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Picasso’nun sözlerine katılıyorum. Tüm o muhteşem binalarda görülen hat sanatı, sanat açısından gerçekten akıllara durgunluk veriyor. Muhteşem bir şey ve evet, bu yazıtların hepsi soyut şaheserler…

