Bahçeli’den İsrail’e çok net çağrı, Yapılması gerekenleri 7 maddede sıraladı: 'Türkiye’yi kışkırtmaktan vazgeçmeli'
Gazze’de saldırı ve baskısını artıran İsrail’e tepki gösteren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘Tavrımız net’ dedi, yapılması gerekenleri 7 maddede sıraladı. Bahçeli “Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan vazgeçilmelidir. Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, seyirci kalacak bir ülke hiç değildir. İsrail yönetiminin, Türkiye’nin barış ve istikrar üretme kapasitesini kendisine yönelik bir tehdit gibi algılaması vahim bir stratejik hatadır” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'in Filistinlilere yönelik artırdığı baskı ve saldırılara tepki gösterdi. "İsrail yönetimine çağrımız net" diye belirten Bahçeli "Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir. Bununla birlikte, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, egemenlik haklarının ihlal edilmesine seyirci kalacak veya millî güvenliğini başkalarının insafına bırakacak bir ülke hiç değildir" diye vurguladı.
"BARIŞ KONFERANSI TOPLANMALI"
Bahçeli, yapılması gerekenleri tek tek sıraladı. Bahçeli "Orta Doğu'da yaşanan krizler, geçici ateşkes girişimleriyle çözülemeyecek kadar derin ve çok boyutlu bir hâl almıştır. Türkiye'nin girişimiyle, Birleşmiş Milletler himayesinde ve Ortadoğu Barış Koalisyonu/konseyiyle dirsek temasında olan Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı toplanmalı; Filistin’de iki devletli kalıcı barışın tesis edilmesi ve Ortadoğu’nun barış ve istikrar iklimine kavuşması için yol haritası belirlenmelidir. Türkiye tarafından bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzur iklimini merkeze alan “Ankara Deklarasyonu" ilan edilmelidir" dedi.
Ömer Çelik’ten İsrail’e Filistin tepkisi: Bu mekânsal soykırımdır, şiddetle kınıyoruz
Bahçeli'nin açıklamasında öne çıkan başlıklar şöyle;
“KÜSTAH TAVRININ YENİ GÖSTERGESİ”
18 Ağustos 2026 tarihinde İdlib şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne Suriye’nin altyapısı ve yeteneklerini hedef alan, toprak bütünlüğü ve birliğini ihlal eden İsrail saldırısı, devletlerin egemenlik haklarına, toprak bütünlüğüne ve uluslararası hukuka aykırı küstah tavrının yeni bir göstergesi olmuştur. İster tarihi yayılmacılığının ve hukuk tanımazlığının tezahürü, isterse de yaklaşan seçimlere dönük bir girişim olsun; yapılan hukuka, barışa ve bölgesel huzura yönelik kabul edilemez bir saldırıdır.
“İSRAİL YÖNETİMİNE ÇAĞRIMIZ NET”
Türkiye karşıtlığını her geçen gün daha da tırmandırırken uluslararası desteğini ve meşruiyetini giderek kaybeden İsrail yönetimine çağrımız nettir. Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan, ülkemizin millî güvenlik alanlarına dolaylı veya doğrudan müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden ve Türkiye karşıtı çevreleri cesaretlendiren söylemlerden vazgeçilmelidir. Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir. Bununla birlikte, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, egemenlik haklarının ihlal edilmesine seyirci kalacak veya millî güvenliğini başkalarının insafına bırakacak bir ülke hiç değildir.
“VAHİM BİR STRATEJİK HATA”
İsrail yönetiminin, Türkiye’nin barış ve istikrar üretme kapasitesini kendisine yönelik bir tehdit gibi algılaması vahim bir stratejik hatadır. Türkiye’nin amacı İsrail dâhil hiçbir ülkeyle savaşmak değildir. Ancak hiç kimse Türkiye’nin barış iradesini zafiyet, itidalini acziyet, diplomasiyi önceleyen yaklaşımını caydırıcılıktan yoksunluk olarak yorumlama hatasına da düşmemelidir. Türkiye, Terörsüz Türkiye hedefiyle iç cephesini tahkim ederken, komşularının istikrarını kendi güvenliğinin ayrılmaz bir parçası saymakta; diplomasi, arabuluculuk, ekonomik iş birliği, insani yardım ve bölgesel sahiplenme üzerinden barış üretmeye çalışmaktadır.
Uzmanlar, Netanyahu'nun küstahlığını değerlendirdi: Karşı karşıya gelmemiz Tel Aviv’in sonu olur
“TELAFİSİ İMKÂNSIZ SONUÇLAR DOĞURACAK”
İsrail hükümetinin işgal politikalarını genişleten teolojik sapkınlığı, sivilleri hedef alan hukuka aykırı askeri operasyonları ve Türkiye’ye dönük tehditkâr açıklamaları, bölgesel barış ve güvenlik açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu süreçte Netanyahu’nun dini kimliği ve Yahudiliği siyasi hedefler doğrultusunda araçsallaştıran söylemleri de, hem dinin evrensel ahlaki değerlerine hem de Yahudi toplumunun tamamına mal edilemeyecek, siyasi tercihlerin dinle özdeşleştirilmesi riskini beraberinde getirmiştir. İsrail, mevcut yönetim eliyle yalnızca bölge için değil, bütün insanlık için bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Bu yönüyle İsrail’in bölgede telafisi imkânsız sonuçlar doğuracak saldırganlıklardan vazgeçmesi ve hukuk zeminine çekilmesi zorunlu hale gelmiştir.
“TÜRKİYE AÇISINDAN KABUL EDİLEMEZ”
Suriye topraklarında kalıcı işgal alanları oluşturulması, fiilî sınırların değiştirilmesi, tampon bölgelerin genişletilmesi veya herhangi bir etnik ve mezhebî unsurun jeopolitik amaçlarla araçsallaştırılması, Türkiye açısından kabul edilemezdir. Suriye’de güçlü, egemen, bütünlüğünü koruyan ve kendi vatandaşlarıyla sağlam bir hukuk ilişkisi kuran bir devlet yapısı tüm bölge ülkelerinin hayrına olacaktır. Türkiye’nin istikameti bellidir ve değişmeyecektir. Terörsüz Türkiye hedefiyle içeride kardeşliğimizi ve millî birliğimizi güçlendirecek; sınırlarımızın ötesinde barış, istikrar ve egemen devlet düzenini savunacak; Filistin’in haklı davasının yanında duracak; Suriye’nin toprak bütünlüğünü destekleyecek; Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta millî haklarımızdan taviz vermeyecek; ülkemize yönelen her tehdide karşı caydırıcılığımızı gösterecektir.
Bahçeli, izlenmesi gereken yolu ise 7 maddede şöyle açıkladı;
- Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye ortaklığında imzalanan “Mekke Anlaşması” ile üye ülkelerin egemenlik haklarını korumak ve ortak coğrafyada yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak mümkün olabilecek, üç ülkenin güçlerini birleştirme inisiyatifiyle hayata geçen bu girişimin üye sayısının artırılması suretiyle de “Kudüs Paktı” önerimizle ulaşmak istediğimiz İslam ülkelerinin ortak güvenlik ve savunma inisiyatifi kazanması, İsrail saldırganlığının hedefi olan bütün ülkeleri ve bölgeleri kapsayan bir savunma iş birliğiyle “İslam Barış Gücüne” dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
- Üye ülkelerle birlikte daha önce önerdiğimiz Dünya Barış Konseyinden mülhem geçici bir ABD, Rusya, Çin ve AB’den oluşan Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi oluşturulmalı, süratle bölgede istikrar sağlanması hedeflenmelidir.
- Orta Doğu'da yaşanan krizler, geçici ateşkes girişimleriyle çözülemeyecek kadar derin ve çok boyutlu bir hâl almıştır. Bu nedenle bölgesel güvenliği bütüncül bir yaklaşımla ele alacak, sürekliliği olan bir diyalog mekanizmasının oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'nin girişimiyle, Birleşmiş Milletler himayesinde ve Ortadoğu Barış Koalisyonu/konseyiyle dirsek temasında olan Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı toplanmalı; Filistin’de iki devletli kalıcı barışın tesis edilmesi ve Ortadoğu’nun barış ve istikrar iklimine kavuşması için yol haritası belirlenmelidir.
- Türkiye tarafından bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzur iklimini merkeze alan “Ankara Deklarasyonu" ilan edilmelidir. Ayrıca Türkiye, İsrail’den kendisine yönelik muhtemel bir hasmane saldırıya karşı asla tepkisiz kalmayacağını, doğabilecek sonuçlardan Türkiye’nin sorumlu olmayacağını ilan etmelidir. Aynı zamanda, dünya Yahudiliğine zor zamanlarında kucak açmış bir millet olarak, İsrail yönetiminin bir katilin eline kalmasından üzüntü ve endişe duyulduğu da vurgulanmalıdır.
- Geçmiş çatışma tecrübeleri göstermektedir ki uluslararası denetim mekanizması bulunmayan ateşkesler uzun ömürlü olamamaktadır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulacak tarafsız bir “Uluslararası Ateşkes Gözlem Misyonu” oluşturulmalıdır. Bu misyon; ateşkes ihlallerini kayıt altına almalı, insani yardım koridorlarının güvenliğini denetlemeli, sivillerin korunmasına ilişkin gelişmeleri düzenli olarak raporlamalı, uluslararası kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmelidir.
- Münferit devletlerin girişimleriyle yürütülen arabuluculuk faaliyetleri yerine kurumsallaşmış ve çok taraflı bir yapı, diplomatik girişimlerin sürekliliğini sağlayacaktır. Bu doğrultuda geçmişte de karmaşık krizlerin yönetiminde etkili olan “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” kurulmalıdır.
- Yaptırımların veya yalnızca diplomatik çağrıların tek başına kalıcı sonuç üretmediği dikkate alınarak “Kademeli Diplomatik Baskı ve Teşvik Mekanizması” oluşturulmalıdır. “Barış için İsrail’in Çevrelenmesi” politikası uygulanmalı ve başta bölge ülkeleri olmak üzere İsrail üzerinde siyasi ve ekonomik baskılar arttırılmalı, askeri caydırıcılık mekanizması etkinleştirilmelidir. Buna karşılık; ateşkesin kalıcı hâle getirilmesi, yayılmacılığın ve yerleşim faaliyetlerinin durdurulması, müzakere sürecine geri dönülmesi, uluslararası hukuka uyum sağlanması durumunda diplomatik ve ekonomik teşvik mekanizmaları da devreye sokulmalıdır. Bu hususlar, İsrail’in bölgede ve uluslararası kamuoyunda yalnızlaşması ve İsrail’deki politik iklimin değişmesi açısından önem arz etmektedir.
| Madde | Özet |
|---|---|
| 1 | Mekke Anlaşması: Ülkeler egemenliklerini koruyarak güvenlik mimarisi oluşturacak. Kudüs Paktı ile İslam ülkeleri ortak güvenlik ve savunma inisiyatifiyle İslam Barış Gücü'ne dönüşecek. |
| 2 | Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi: ABD, Rusya, Çin ve AB'den oluşacak, bölge istikrarını sağlayacak. |
| 3 | Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı: BM himayesinde, Türkiye girişimiyle toplanacak. Filistin'de iki devletli barış ve bölge istikrarı için yol haritası belirlenecek. |
| 4 | Ankara Deklarasyonu: Bölgesel güvenlik ilkeleri ve barış iklimi vurgulanacak. Türkiye, İsrail'den gelebilecek saldırılara tepkisiz kalmayacağını ilan edecek. Dünya Yahudiliğine verilen destek hatırlatılacak. |
| 5 | Uluslararası Ateşkes Gözlem Misyonu: BM çatısı altında, ateşkes ihlallerini raporlayacak, insani yardımı denetleyecek ve sivilleri koruyacak. |
| 6 | Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu: Kurumsallaşmış ve çok taraflı bir yapı ile diplomatik girişimlerin sürekliliği sağlanacak. |
| 7 | Kademeli Diplomatik Baskı ve Teşvik Mekanizması: İsrail'e siyasi ve ekonomik baskı artırılacak, askeri caydırıcılık etkinleştirilecek. Barış adımları atılırsa diplomatik ve ekonomik teşvikler uygulanacak. |
