Fon krizi Banker Kastelli'yi hatırlattı! İbretlik hikayenin bilinmeyen yüzü
455 bin 758 kişinin mağdur olduğu fon krizi, Türkiye'nin finans tarihindeki Banker Kastelli olayını yeniden gündeme getirdi. 1980'lerde yüz binlerce kişinin tasarrufunu kaybettiği banker krizinin baş aktörü Kastelli gerçekten benziyor muydu? İşte 40 yıldır hikayesine atıf yapılan Abidin Cevher Özden hakkında bilinmeyenler...
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK’a 17 Eylül’de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmesiyle başlayan fon krizi süreci devam ediyor. Yürütülen soruşturmada tutuklananların sayısı son olarak 34’e ulaştı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 455 bin 758 kişinin mağdur olduğunu açıkladı ki bu yakın tarihteki en büyük vurgun demekti.
Fon kriziyle ilgili haberler medyada sıcaklığını korurken pek çok kişi Banker Kastelli olayına atıf yaptı.
Bugün yaşanan fon krizi ile Banker Kastelli olayı ne kadar benziyor?
1970'lerde rüzgar gibi esen, 80'li yıllarda patlayan bu kriz ile anlı şanlı şirketlerde yaşananlar aynı mıydı?
Arşivler bize farklı bilgiler veriyor. Gelin Kastelli'nin ibretlik hikayesine yakından bakarak karar verelim.
BİR BANKERİN DOĞUŞU
Trabzon'un Sürmene ilçesine bağlı Baştımar (Kastel) köyünde 1933 yılında doğan Abidin Cevher Özden, 1949 yılında İstanbul'a geldi.
Özden, bankerlik krizinden çok daha önce, 1960'lı yıllardan itibaren İstanbul finans piyasalarında kıymetli evrak ve bono ticareti yaparak sermaye birikimi sağladı ve piyasanın işleyişini yakından öğrendi.
İş hayatının ilk dönemlerinde yurt dışında çalışan işçilerin, yani gurbetçilerin haklarını kullanarak yabancı marka otomobilleri Türkiye'ye getirip yüksek kâr marjıyla pazarlamak gibi çeşitli ticari işlerle uğraştı.
Özden, finansal alandaki kabiliyetini ilk kez geniş çaplı olarak bu dönemde gösterdi.
1960 İhtilali'nin ardından ve 1962 Anayasası döneminde memurların maaşlarının bir kısmı, nakit yerine “Tasarruf Bonosu” adı verilen uzun vadeli ve hamiline yazılı devlet senetleriyle ödenmeye başlandı.
Nakde ihtiyaç duyan memurlar bu bonoları acilen bozdurmak zorunda kalıyordu. Özden ise bu bonoları üzerindeki değerin çok altında bir bedelle, örneğin 1.000 liralık belgeyi 700-750 liraya, peşin parayla satın alıyordu. Böylece kısa sürede büyük bir senet stoku oluşturdu.
Bu sistem Özden'e ciddi bir kazanç kapısı açtı. Ancak bir süre sonra devletin ödemeleri aksatması veya durdurması, ticari hayatındaki ilk büyük iflasını beraberinde getirdi.
KASTELLİ SİSTEMİ
1970'li yıllara gelindiğinde Özden, Sirkeci'deki 4. Vakıf Han gibi mekânlarda borsayla meşgul olmaya başladı. Bu dönemde Kastel İnşaat adıyla inşaat işlerine de giren Özden, asıl uzmanlığı olan menkul kıymet alım satımında derinleşti.
Özel şirketlerin ihraç ettiği yüksek faizli tahvilleri ve hisse senetlerini komisyon karşılığında alıp satan Özden, tasarruf sahipleriyle nakde sıkışan şirketler arasında bir köprü kurdu.
1960'lar ve 1970'ler boyunca edindiği tahvil kırımı, kıymetli evrak komisyonculuğu ve küçük yatırımcılarla bankalar ve şirketler arasında aracılık yapma tecrübesi, 1980 yılında faizlerin serbest bırakılmasıyla kurulacak büyük “Banker Kastelli” sisteminin altyapısını oluşturdu.
FAİZ YARIŞI KASTELLİ'Yİ ZİRVEYE TAŞIDI
Türkiye ekonomisini serbest piyasa düzenine entegre etmeyi amaçlayan 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte faiz oranları serbest bırakıldı. Bu gelişme, bankalar ve bankerler arasında vatandaşlardan para toplamak için büyük bir faiz yarışının başlamasına yol açtı.
Faizden çekincesi olmayan binlerce insan birikimlerini bankerlerin tasarruf fonlarına getirerek kısa yoldan zengin olmaya çalıştı.
Kastelli, doğrudan banka kurmak yerine bankaların pazarlama aracısı gibi çalıştı. Bankaların çıkardığı mevduat sertifikalarını toplayan Kastelli, bunları halka bankaların verdiğinden çok daha yüksek faiz oranları vaat ederek sattı.
Enflasyonun yüksek olduğu bu dönemde parasının değerini korumak ve yüksek getiri elde etmek isteyen vatandaşlar, evini, arabasını veya tarlasını satarak birikimlerini Kastelli'ye yatırdı.
Kastelli'nin halk nezdinde güven oluşturmak için yürüttüğü reklam kampanyaları da sistemin büyümesinde etkili oldu. Cüneyt Arkın, Şener Şen, İzzet Günay, Fikret Hakan ve Orhan Günşiray gibi dönemin ünlü Yeşilçam yıldızları Banker Kastelli reklamlarında oynadı.
Reklam kampanyalarıyla birlikte sisteme olan talep hızla büyüdü ve Kastelli dönemin en güçlü finansal figürlerinden biri haline geldi.
VE BANKER KRİZİ
Kısa süren bu yüksek kâr ve faiz rüzgarının ardından birbiriyle yarışan bankerler teker teker patlamaya başladı. Bunun en büyük ve dikkat çekeni de Banker Kastelli olacaktı.
Kastelli'nin kurduğu yapı zamanla fiilen bir Ponzi, yani saadet zinciri şemasına dönüştü. Eski mudilere yapılan yüksek faiz ödemeleri, sisteme yeni girenlerin parasıyla karşılanıyordu.
Ancak Merkez Bankası ve hükümetin piyasaya müdahale ederek faiz yarışını frenlemeye çalışmasıyla sisteme yeni para girişi durdu. Nakit akışının kesilmesiyle Kastelli ödemelerini gerçekleştiremez hale geldi.
Krizin patlak vermesinin ardından Abidin Cevher Özden, yurt dışına kaçtı.
Özden'in ülkeden ayrılması piyasalarda büyük bir paniğe yol açarken Kastelli'ye para yatıran bankalar da sarsıldı.
Kastelli'nin batışı, o dönem yaklaşık 300 bin kişiyi doğrudan mağdur ederek Türkiye'de büyük bir sosyal ve ekonomik travma meydana getirdi.
Cevher Özden, kaçtıktan kısa süre sonra Türkiye'ye iade edildi. Yargılandı ve bir süre hapis yattı.
YENİDEN AYAĞA KALKMA ÇABALARI
1989'un sonu ve 1990'ların başında mahkeme sürecini atlatan Özden, mudi borcu yükünden resmî olarak kurtulduktan sonra farklı iş kollarına girdi. Ancak bu teşebbüsler başarılı olmadı. Özden, eski itibarını ve sermayesini yeniden toparlayamadı.
Kastelli olayı finans krizlerinde hatırlanan bir fenomene dönüştü. Borçlarını ödese de üzerinden bunu atamadı.
Nakit akışını sağlamak amacıyla iş dünyasındaki diğer isimlerle karmaşık para alışverişlerine de girdi. 1990'ların sonunda düzensiz finansman arayışları, Özden'i yeni bir borç sarmalının içine çekerek konkordato ilan etti.
Kadıköy'deki ofisinde silahlı saldırıya da uğrayan Özden her şeye rağmen ticari hayatına devam etti.
İBRETLİK SÖZLER
2000'li yıllara gelindiğinde ise Kastelli tamamen ödeme güçlüğüne düştü. Bankalara olan yüz binlerce liralık kredi borçları birikti. Hakkında en az 10 banka tarafından alacak davası açıldı.
Arabasına 5 ayrı haciz geldi. İşyerindeki personelinin maaşını dahi ödeyemez hale geldi.
Düşe kalka 2000'li yıllara gelen Abidin Cevher Özden, 2002'de verdiği röportajında Banker Kastelli olayı için şu ibretlik sözleri söyledi:
"Sen hiç tökezledin mi oğlum? Sen hiç kökezledin mi? Bir kökezle de arkana bak bakayım. Nerede o dostların, nerede o menfaat grupları? Bak bakalım kimseyi görebilecek misin? Karın çok sağlamsa görürsün. Çocuklarını görürsün. Ben baktığım zaman bir tek karımı gördüm, çocuklarımı gördüm."
VEDA MEKTUPLARI
Yeni hukuki ve finansal borçların yükü altında kalan Abidin Cevher Özden, 2 Haziran 2008'de Kadıköy'deki ofisinde intihar etti.
Ölümünün ardından, kredi kartlarının kapandığı, arabasına benzin bile alamayacak duruma geldiği ortaya çıktı.
Geride veda mektupları bıraktı. Bunlardan birinde yakın dostu bildiği işadamlarından borçlarının ödenmesi için yardım rica ettiği belirtildi.
Savcılığa, basına, eşinin 15 yıllık bakıcısı Hatun'a, aşçısı Cavit'e ve avukatına hitaben 5 ayrı mektup daha bıraktığı öğrenildi.
Özden'in bakıcısına ve aşçısına bıraktığı mektuplarda, tedavi gören eşi Mukadder Özden'e iyi bakmalarını rica ettiği ve "Karımın bundan sonraki hayatını size emanet ediyorum” diyerek yaptıkları hizmetler için teşekkür ettiği belirtildi.
Savcılığa hitaben yazdığı mektupta “İntiharımdan kimse sorumlu değildir” diyen Abidin Cevher Özden'in, aynı zarfta bulunan ve “Basına hitaben” yazdığı notta ise “Çok üzerime gelindiği için bunalıma girdim. Haksız yere suçlandım” diye sitem ettiği öğrenildi.
Özden'in avukatı Tufan Atlı ise kendisine hitaben yazılan mektubun içeriği hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçınırken şunları söyledi:
“Ölümünden sonra, yapmam gereken işlerle ilgili bilgi notları bırakmış. Özellikle şirketle ilgili borçların hukuki işleri temizlemem için ricada bulunmuş. Ayrıca, 35 yıllık hizmetlerimden dolayı teşekkür etmiş.”
Böylece 1933'te Trabzon Kastel köyünde başlayan Abidin Cevher Özden'in hayatı 2 Haziran 2008'de son bularak tarihe geçti.
"PROFESÖRLER CÜBBEYİ KENDİ ELLERİYLE GİYDİRİYORLARDI"
Ölümünün ardından pek çok şey yazıldı, çizildi. Çoğu zaman 'dolandırıcılar kralı' imajıyla sunularak servis edildi. Ancak madalyonun diğer yüzü çok farklıydı.
Kastelli özellikle 1970'lerde Haluk Levent gibi bir halk kahramanı olarak servis ediliyordu.
Nitekim o yılları yakından bilen yazarımız Rahim Er, Özden'in intiharının ardından "Bir zamanlar imparatordu" yazısıyla o yılları şöyle anlatıyor:
"Banker Kastelli" namıyla maruf Abidin Cevher Özden, kendi tabancasıyla intihar etti. Allah, düşman başına vermesin. Buna rağmen iç soğutanların olmadığını iddia etmek mümkün değil. Çünkü binlerce insan ah etti, kargış verdi.
Kastelli, 1980''lerin başında bir efsane olmuştu. Neticede kendine "banker" adını verse de tefeciydi. Garabete bakınız ki "faiz haramdır" inancıyla büyümüş bu millettin birçok mensubu, parasını kabul etsin diye kapısında kuyruklar meydana getiriyordu. Kapısına getirilen o parayı lütfen alacak, bankaların vermeyi hayal bile edemeyecekleri faizi verecekti. Öyle de yapıyordu. Daha özel televizyonlar yoktu. Gazeteler ve TRT''de çarşaf çarşaf çarpıcı reklamları çıkmaktaydı. Dehşetli bir tefecilik furyası almış başını gidiyordu.
İşin en kabul edilmez ve düşündürücü olanı o furyada anlı-şanlı üniversite iktisat hocalarının Abdin Cevher Özden''e fahri doktora vermeleri oldu. Bizim üniversitemiz, sahtekârca hazırlanmış reklamlara kapılarak bir bankere akademik unvan bahşetti. Müntehir, o yıllarda kendini, kral değil, kral küçük olurdu, imparator sanıyordu. Peki, üniversitelere ne demeli? Abidin Cevher Özden'e hangi cevherinden dolayı doktora payesi verdiler? Üstelik profesörler cübbeyi kendi elleriyle giydiriyorlardı. Birçok üniversite hocası ona danışmanlık yapmaktaydı. Paye sahibi şahıslara ders olsun.
Emekli olduktan sonra rastgele yerde danışmanlık yapmak, yönetim kurulunda yer almak işte bazen böylesi hüsranla biten maceralara da yol açabilir. Reklamcılar da ders almalı...
Kastelli, 1982''de battı veya batırıldı. Bankerlik çöktü. Ortalık yangın yerine döndü. Kastelli batınca diğer tefeciler de battı. O kadar ki katrilyonlar toplayan o tefecilerin içinde yirmili yaşlarının başında çocuk denecek göz açıklar da vardı. Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Bir insanın intihar gibi dehşet verici bir sonla hayattan ayrılması herkesi müteessir eder. Ne var ki ders de çok..."

